Senin Maceran

Senin Maceran: Eiger Dağı'nı Aşmak

Macera tutkunlarını buluşturan seride bu hafta Jak Kamhi'nin Eiger deneyimlerine ortak oluyoruz!
Jak Kamhi
Red Bull

Maceranın peşinden farklı coğrafyalara sürüklenen kahramanlarımızı yakından takip ettiğimiz "Senin Maceran" yeni bölümüyle karşınızda! Sizinle üç hafta önce tanıştırdığımız BASE jump ustası Jak Kamhi serimize geri döndü. Bu kez doğaya karşı en büyük meydan okumalarından birini gerçekleştirdiği Eiger Dağı'nın doruklarına tırmanıyoruz onunla birlikte. Kıyafetimizi kuşanıp atlayışımızı gerçekleştireceğiz... Söz Jak'ta! 

Eiger Dağı, İsviçre’nin en ünlü dağlarından biri. 1 saatlik tren yolculuğundan sonra dağın eteklerine vardım. Tırmanışımı dağın batı kısmından yapacaktım. Ölüm duvarı olarak da anılan Eiger Dağı, zorlu hava koşulları ve dik kayalıklarına borçlu olduğu kötü bir üne sahip. Dağı çıkmaya başladığımda karşılaştığım ilk engel, oksijen azlığından kaynaklanan baş ağrısı oldu. Zirve o kadar uzak gözüküyordu ki defalarca kendime ‘burayı nasıl tırmanacağım’ diye sordum. İki saat geçmişti ve kendi kendime artık zirveyi unut demeye başladım, önündeki yola konsantre ol! Çünkü zirveye baktıkça benden daha fazla uzaklaşıyordu. İmkansız gibi görünen o yol, beş saatlik yorucu bir mücadelenin ardından başarıyla sonlandı.

Ölüm duvarı olarak da anılan Eiger Dağı, zorlu hava koşulları ve dik kayalıklarına borçlu olduğu kötü bir üne sahip.

Yaz mevsimi olduğu için etrafta çok kar yoktu, fakat yolun ortalarına doğru devasa bir buz kütlesi ilerlememi engelledi. Bir saat boyunca buz kütlesinin etrafından dolaşabileceğim bir yol aradım, en sonunda dağın kuzey yamacından 15 metrelik bir yolu tam uçurumun kenarından ve herhangi bir güvenlik önlemi olmaksızın geçmek zorunda kaldım. Ayağımı bastığım yerin iyice sağlam olduğundan emin olduktan sonra, ancak o zaman, öteki adımımı atıyordum. Kendime ‘aşağıya düşersen oyun biter, sakın aşağı bakma’ diye telkinde bulunuyordum.

Buz kütlesini geçtikten sonra, tırmanışımın daha da zor kısmına geldim. İp yardımıyla 10 metrelik bir düzlüğü çıkmam gerekiyordu. Ortalama bir insanın sığabileceği darlıkta, doksan derece dik bir kaya! Dağcıların çift taraflı döşediği ipleri görünce işimin kolay olacağını düşündüm. Yanılmışım, en zor kısım buydu. Öyle ki ortasına geldiğimde durdum ve odama ışınlanmak istedim. Aşağı baktığım zaman artık yolu yarıladığımı, geri dönüşün bir seçenek olamayacağını anladım. Derin bir nefes alıp rahatladıktan sonra, kalan yolu çıkmak için var gücümle tırmanmaya devam ettim. Sırtımda on kiloluk çantayla ve ayaklarım kayalara tutunmuş vaziyette, iplerden tutunarak küçük adımlarla burayı çıkmak halen unutamadığım Eiger anılarımdan biri.

Yol boyunca müthiş soğuk bir rüzgar vardı. Tırmanışta tutunduğum kayalar da farklı değildi. Ayrıca milyonlarca yıl boyunca soğuk rüzgarların dövdüğü kayalar, sürtünmeden dolayı bıçak gibi keskin bir hal almışlardı. Kayalara her tutunuşumla birlikte elimde minik kesikler oluşuyordu. Tırmanışımı bitirip uçuşumu yaptıktan sonra üç gün boyunca ellerim sarılı gezmek zorunda kalacaktım bu yüzden. Kayaların keskinliği bacaklarımı daha çok kullanmamı gerektirdi, her kayada doğru noktayı bulup oradan destek alana kadar sabit ve dengeli bir şekilde durmaya çabaladım. Dengemi kaybedip arka tarafa düşmek bir faciaya yol açardı, zira tutunabileceğim hiçbir şey yoktu.

Tepeye beş saatin sonunda vardım. Hayatımda ilk defa mutluluktan ağlamanın ne olduğunu tattım. Gerçekten durduramadığım bir sevinçle, gözyaşlarıma hakim olamadım. Uzun zamandır hayalini kurduğum bir şeyi başarmıştım. Yaşadığım, büyük bir mücadelenin galibiyet sevinciydi bana göre.

Jak Kamhi, Eiger semalarında!

Orada yarım saat kadar dinlenip manzaranın keyfini çıkardıktan sonra rüzgarın kuvvetlenmeye başladığını fark ettim. Wingsuit BASE jump yapacağım için, yüksek rüzgarlar atlayışımı engelleyebilir endişesi ile hazırlanmaya başladım. Atlayacağım noktaya ulaşmak için geçmem gereken son bir etap vardı. Dağın yamacından kopmuş bir kayanın üzerine geçmem gerekiyordu. Dağdan kayaya doğru demir halat çekilmiş ve bu halat yardımı ile kayaya geçiş imkanı sağlanmıştı. 2 metrelik bu geçişte üzerimde wingsuit ve paraşüt ile sadece ellerimi kullanarak karşı tarafa geçmeliydim. Aşağısı uçurumdu. Eğer sıkı tutunmazsan ve dengeni kaybedersen düşersin! Paraşütü açman ya da uçman söz konusu bile değil.

Tepeye beş saatin sonunda vardım. Hayatımda ilk defa mutluluktan ağlamanın ne olduğunu tattım.

Dağ ile kayalık arası tam bir kabus nokta. Aşağıda görüneni unutup, sadece önümdeki küçük kaya parçasına ulaşmaya konsantre oldum. Tüm nefesimle gücümü topladım ve kayaya geçişimi kuvvetli bir biçimde tamamladım. Artık uçmaya hazırdım! 10 bin feet yükseklikten Wingsuit BASE yapacak olmanın verdiği heyecan ile hızlanan kalp atışlarımı duyabiliyordum. Şansıma açık, pırıl pırıl bir hava vardı. Etrafın güzelliğini içime çekip, tüm bu güzellikleri yaratana ve beni o dağa kabul eden güce teşekkür ettikten sonra kendimi aşağıya bıraktım.

Yaklaşık 2 dakika boyunca uçtum. Her şey planladığım gibi gitti ve güvenli bir şekilde yere indim. Muhteşem bir tecrübe oldu Eiger Dağı benim için. Tekrarı için can atıyorum.

Büyük mücadelenin sonunda zafer sevinci

"Senin Maceran" serisinin gelecek bölümünde, bir başka kahramanımızla yeni heyecanlara sürüklenmek üzere!

Senin Maceran
Senin Maceran

DİĞER İÇERİKLER
Sonraki Hikaye