Senin Maceran

Senin Maceran: Panama ve Mercanlar Bölüm 2

Tunç Üçyıldız, Dünya Dalga Sörfü Şampiyonası izlenimlerini paylaşmaya kaldığı yerden devam ediyor.
Türkiye bayrağı ilk kez Dünya Şampiyonası'nda
Red Bull

Senin Maceran serisinde engel tanımaz tırmanıcı Uğur Yılmaz, B.A.S.E. atlayışın Türkiye'deki öncülerinden Jak Kamhi ve milli dalga sörfçüsü Tunç Üçyıldız'ın peşine takılıp, yeni maceralar arayışında dünyayı dolaşıyoruz!

Geçtiğimiz hafta Panama'daki 2013 Dünya Şampiyonası'nda Türkiye'yi temsil eden ilk dalga sörfçüsü olan Tunç'un izlenimlerini dinlemeye başlamıştık. Milli sporcuyu yarışma sabahı öncesinde uykuya dalarken bırakmıştık. Sizi daha fazla bekletmeyip, Tunç'un sözleriyle sıra dışı bir Panama yolculuğuna çıkarıyoruz.

Senin Maceran: Panama ve Mercanlar Bölüm 1

Panama'da doğa cömertliğini gösteriyor

Günün yorgunluğu ile uykuyu fazla kaçırdık, sabah kalktığımızda saat 9 olmuştu. Bu suların çekildiği anlamına geliyordu, antrenman için geç kalmıştık. Bu şartlarda antrenman yapmak çok ama çok tehlikeliydi. Yerel sörfçülerin bile kalkışmaya cesaret edemediği bir işti. Zira sular çekildiğinde, dip yapısını oluşturan keskin mercan kayalıkları su yüzüne çıkmaya başlıyordu. Kimse okyanus dibindeki bu jilet gibi kayalıklardan bir hatırayı vücudunda istemiyordu!

Bu burun noktasını tam tepeden gören mükemmel bir noktaya kurulduk ve yarışma merkezinden dalgaları analiz etmeye başladık. Normalde bu tepeyi döven okyanus suları şimdi en az 200 metre çekilmişti ve geriye tüm çıplaklığı ile Mars yüzeyini andıran siyahımsı kahverengi mercan kayalıklarının sivriltileri vardı. Onların bakışlarındaki meydan okuma, bize dikkat etmemiz gereken tek şeyi kuvvetli akıntı ve azgın dalgalar olmadığını anlatıyordu…

Tam bu sırada Dünya Şampiyonası yetkilileri bizi formamızdaki Türk bayrağından tanıyarak röportaja davet ettiler. Şampiyona boyunca bize Türkiye ilk defa temsil edildiğinden dolayı büyük bir ilgi gösterdiler. Akdeniz ve Karadeniz dalgaları hakkında bol bol bilgiler verdik, resimler gösterdik. Türkiye’deki dalga resimlerinin görünce çok şaşırdılar, bu kadarını beklemiyorlardı.

Yetkililerle sohbet ve tanışma faslından sonra suların tekrar yükselmesini beklemeye koyulduk, bu arada gevşek dostlarımız Jamaika takımıyla tanıştık. Onlarla beraber reggae eşliğinde kahkaha dolu bir öğle yemeğinden sonra kendimizi nihayet yarışma bölgesindeki dalgalara atabildik.

Suya girerken keskin mercanlar üzerinde su derinleşinceye kadar dikkatli bir şekilde düşmeden yürümek gerekiyordu . İğnemsi bir şekilde batan kayalıklar ayağınızı delmesin diye, ağırlığınızı tüm ayağınıza dağıtarak yürümek gerekiyordu. Bu arada dengeyi kaybedip sörf tahtanızı da elinizden düşürmeyeceksiniz tabii ki... Tüm bunları yaparken de sanki tüm hayatımız sivri mercan kayalıkları üzerinde geçiyormuş gibi karizmayı bozmadan, hatta rahat bir tavırla ıslık çalarak rol kesmek gerekiyor. Düz yolda yürüyormuşçasına, ”Bu ne ki, bizim orada her gün böyle suya giriyoruz” der gibi… Bu şartlarda yürürken dengeyi korumak bir hayli zor ancak tabii ki yeniyetme bir tay gibi sağa sola düşüp tepeden izleyen yüzlerce kişiye malzeme olmamak gerekiyor... Su yeterli derinliğe ulaşınca sörf tahtanızın üzerine kendinizi bırakmanızla beraber aralıksız 15 dakika kulaç attıktan sonra ancak dalgaların kırıldığı “ana” noktaya ulaşabiliyorsunuz.

Nihayet dalgaların tepe tepe kırıldığı ana noktaya ulaştığımızda birbiri ardına dalga alan atletleri, dalgaları daha içeride bekleyen sörfçülerin destek çığlıkları karşılıyordu. Suda yarışma öncesi ısınma antrenmanları yapan yaklaşık 70 sörfçü vardı. Daha dışarıda dalgaların bittiği yerde ise tekneleri üzerinde su çekimi yapan bir video/fotoğraf ekibi vardı. Herkes dalga kapma yarışındaydı ancak sörfün birinci kuralı bu antrenman sırasında bile geçerliydi: Ev sahibi Panama takımından sörfçülere öncelik tanınıyordu. Dünyanın en iyi ve yetenekli sörfçülerinin arasından sıyrılıp dalga kapabilmek oldukça zordu. Dalgalar yarışmadan 1 gün önce yaklaşık 3-4 metre boyundaydı ve alışmadığımız bir şekilde kuvvetli kırılıyordu. Daha önce bu noktada kaymamış olanlar, dünyanın en iyi sörfçüleri bile olsalar bu dalgada zorlanıyordu. Sadece büyüklüklerinden değil, üzerinde kayarken dalganın kıvrımları değişik bir karakter sergilediğinden dolayı da dalgaları okuyabilmek zordu... Bazı dalgalar kuvvetli başlayıp zayıflıyor, bir anda hızlanıp yavaşlıyor, bazıları yumuşak başlayıp bir anda kapanabiliyor, bazıları ise mükemmel bir rampa önerip hızlı ve güzel dönüşler yapmanıza olanak sağlıyordu. Bu dalgaları ehlileştirebilmek, aynı zamanda doğru dalgayı seçebilmek için burada daha önce tecrübe edinmiş olmak ve bu sayede dalgaları çok iyi okuyabilmek gerekiyordu.

Panama'da yerel halk her an sporculara yardımcıydı

Bizimse dalgaya ısınmak ve yapısını anlamak için sadece 1 günlük bir antrenman süremiz vardı ve bunu en iyi şekilde kullanmak için bu yetenekli -aynı zamanda son derece rekabetçi- kalabalık arasından dalga alabilmemiz gerekiyordu. Dalgalar dev tepeler halinde her 3-4 dakikada bir geliyordu. Eskaza düşerseniz alttaki sivri mercan kayalıklarına yem olmak da vardı işin içinde… Ancak diğerlerine göre daha fazla risk almadığımız takdirde kolay kolay dalga bırakmayacak bir kalabalık söz konusuydu. Bildiniz, risk almaya karar verdik ve dalgaların daha sert ve hızlı kırıldığı dış noktaya doğru yüzdük! Dalga almak için tek çaremiz buydu.

Tam üzerime gelen ortalama büyüklükte bir dalga ile siftah yaptım ancak rahat değildim. Dalga yapısı çok farklıydı ve dalgayı okumakta zorlanıyordum. Dalga üzerinde puan kazandıracak dönüşleri yapabilmek için zamanlamayı çok iyi ayarlamak ve dalgayı çok iyi okuyup tahmin etmek gerekiyordu. Ayrıca bir dalga aldıktan sonra tekrar geri ana noktaya yüzmek aralıksız kulaç atarak 10 dakika sürüyordu. Çünkü ana kırılma noktasının etrafından dolaşıp yay çizerek tekrar açılmak mümkündü ve akıntıya karşı savaş vermek gerekiyordu.

Tunç Panama'da milli formayla dalga arayışındaydı

Onat ile beraber birkaç dalga aldıktan sonra, büyük bir set dalgasını gözüme kestirip antrenmanı tamamlamak istedim. Ufuk çizgisine doğru bekleyiş sürerken, yükselerek yaklaşan setin günün en büyük setlerinden olduğu anlaşılıyordu. Setin ilk dalgasını taktik icabı kalabalığı elemek için bıraktım, arkasındaki daha büyük olan ikinci dalgayı gözüme kestirdim. Bu dalgayı, kırılmadan yakalayabilmek için biraz daha açılmak gerekiyordu. Tüm gücümle açığa doğru deparlı kulaçlarla, dalga kırılmadan pozisyon aldım. Karşımda kaslarını esnetmeye hazırlanan steroidli ve kızgın bir dalga vardı! Kritik bir sarkma ile dalgaya girdim. Arkamdan dalganın çığlığı bana yetişmeye çalışıyordu, bense onu ehlileştirmeye çalışıyordum. Dalga beni üzerinden atmaya çalışan çılgın bir yaratık gibiydi. Kimi dalga yumuşak ve ehlidir, onunla iletişim halinde sır dolu bir kayış yaparsınız; kimi dalga çocuk gibi yaramaz ve hızlıdır, onunla oynarsınız; kimi dalga asabi ve hırçındır, genelde o kovalar siz kaçarsınız. Bu dalga üçüncü kategorinin mutant bir haliydi. Doğrusu akli dengesi bozuk, dengesiz ve ne yapacağı belli olmayanlarından biriydi. Ona patronun kim olduğunu göstermem gerekti, dalganın dibine doğru inip kritik bölgesinde tam yanağına büyük bir tokat patlatmak isterken; kendimi 4 metre yükseklikten mercan kayalıklarının üstüne sırt üstü uçarken buldum. Zırdeli hormonlu dalga kazanmıştı... Yaklaşık 4 metrelik kuvvetli bir dalgadan, 1 metre derinliğindeki keskin mercan kayalığının üstüne düşünce haliyle sırtıma saplanan mercan kayalığının hasar tespitini yapmak için kıyıya çıktım. En azından hala kulaç atabiliyordum. Doğa ile olan savaşta her zaman doğa kazanır. Kazandığımızı zannettiğimiz şey, ona uyum sağlamış olmamızdır. Eğer bu uyuma hazır değilsen kaybedersin. Tabii ki bu uyum süreci de mücadele sonunda tecrübe ile gelir. Bu tip yenilgileri kabullenip pes ederseniz, hiçbir zaman akıntıda yolunu çizebilen biri değil de akıntının bilinmeyene sürüklediği milyonlarca kişiden biri olursunuz.

Açılış seremonisinde bir renk cümbüşü vardı

Akşam eve dönünce, Onat bir cımbız ile sırtımdaki ve omzumdaki kesiklerden mercan parçalarını ayıkladı. Enfeksiyona yol açmasınlar diye bu canlı mercan kaya parçalarını derinin içinde bırakmamak gerekiyor. Ufak bir pansuman ve oksijenli su ile olayı atlattık ve ertesi günkü şampiyonanın açılış töreni için dinlenmeye çekildik.

Ertesi gün sabah 6’da kalktık ve açılış töreni için otobüslere doluşup yakındaki şehir Sona’ya doğru yola koyulduk. Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen şampiyonları görmek için yaklaşık 50 bin kişi sokakları doldurmuştu. Geçit töreni ve açılış seremonisinden sonra tekrar yarışma bölgesine döndük. Rus milli takımından Sergey, eğlenceli ve cana yakın bir kişilikti. Onunla yarışma günleri boyunca birlikte antrenman yaptık ve sıkı bir dostluk kurduk. İsveç takımındaki Freddie de çok kafa dengimizdi. Avrupalı sörfçülerle bir anda kaynaştık… Aynı şekilde ilk gün Guatemala ve Meksika ile kurduğumuz dostluklar da sonsuza kadar bizimle olacak. Suda yarışma sırasında bile inanılmaz bir dostluk ve eğlenceli bir ortam vardı. Tüm sörfçüler farklı kültür ve geleneklerden gelse de burada herkes aynı dili konuşuyordu. Dalgalar ve sörf ortak dildi. Herhangi birisi ile kırk yıllık dostmuş gibi muhabbet edebilmene olanak sağlayan bir dil bu.

Mükemmel geçen dokuz günden sonra dünya sörfçülerinin saygısı, elimizde büyük tecrübeler ve dostluklar, arkamızda bir Türk bayrağı ve anılar bırakarak Panama’dan ayrıldık…

Bir sonraki macerada buluşana dek gevşek takılın!

Senin Maceran
Senin Maceran

DİĞER İÇERİKLER
Sonraki Hikaye