Bağımsızların Yeni Gözdesi: Le Guess Who?

Utrecht'te düzenlenen ve farklı seslere kucak açan festival nasıl geçti? Okan Aydın'dan dinliyoruz.
The Notwist © Erik Luyten
Okan Aydın

Kendinizi “festival gezgini” olarak tanımlayan bir müzikseverseniz, son birkaç yıldır kasım ayı ajandalarındaki olası bir seyahat planı için en cazip rota Utrecht’i işaret ediyor. Zira Utrecht her yıl bu zamanlarda, başladığı 2007 yılından bu yana genişleyen içeriğiyle ve özellikle son iki yıldır programına eklediği Türk müzisyenlerle dikkat çeken, şehir içindeki 10 farklı mekana ve dört güne yayılan Le Guess Who? festivaline ev sahipliği yapıyor. Uzun yıllardır sektörde birlikte çalışan iki müzikseverin yarattığı Le Guess Who?, yurtdışında bir festival deneyimi için makul kabul edilebilecek bütçesi, mekanlar arasındaki geçişkenliğin kolaylığı ve giderek daha da etkileyici hale gelen zengin programı ile Türk müzikseverlerin de radarına girmiş durumda. Biz de bu yılki festivali RedBull.com/muzik takipçileri için yerinde izledik ve İstanbul’a hafızalarımıza kazınan pek çok güzel anla süslenmiş notlarla geri döndük.

Her salonda farklı müzikal ambiyans

Programın genişlemesi paralelinde daha fazla sayıda artistin sahne almasıyla birlikte toplam mekan sayısı artsa da Le Guess Who? festivalinin ağır yükünü şehrin merkezinde yer alan Tivoli Vredenburg çekiyor. 150 milyon dolarlık bir yatırımla geçtiğimiz yıl hizmete geçen bu etkileyici mekan, toplam yedi farklı salonda 8 bin kişiyi ağırlama kapasitesine sahip. Festivali cazip kılan faktörlerden biri olan bu modern tasarımlı mekan yılın tamamına yayılan etkinliklerle tam bir kültür sanat merkezi olarak işlev görüyor. Her salonda farklı müzikal ambiyansların sunulması da bu tip festivallerde sıklıkla karşımıza çıkan artist/mekan uyuşmazlığını minimize etmesi açısından büyük bir avantaj. Özetle hiçbir sıkıntı yaşamadan Tivoli’deki konserler arasında geçişler yapabilir, festival ve sanatçı ürünlerinin satıldığı fuaye alanında vakit geçirebilir ya da farklı katlarda yaratılmış dinlenme ve yeme/içme alanlarında tekrardan enerjinizi toplayabilirsiniz. Olmadı yanıbaşınızdaki şehir merkezine minik bir kaçamak bile olası.

Tivoli haricinde diğer mekanlara yürüyerek ortalama 10 - 20 dakika gibi (ya da kiralanabilecek bir bisikletle çok daha hızlı) sürelerde ulaşmak mümkün. Belli bir zaman diliminde daha fazla konser dinlemek için Tivoli’deki salonlar arasında geçiş yapmak, ancak önceden seçilmiş belli özel konserler için de diğer mekanlardan en az birini günlük programa dahil etmek en doğru strateji gibi.

TivoliVredenburg, Utrecht

Çok çeşitli program

2014 yılında şehrin kültür sanat hayatına eklemlenen Tivoli ile birlikte Le Guess Who?’nun programı da belirgin şekilde zenginleşmiş. Geçmiş yıllarda Caribou (2007), Beach House (2008), Lemonheads-Six Organs Of Admittance-Patrick Watson (2009), Swans-Ty Segall-FM Belfast (2010), Ice Age-Bill Callahan-Panda Bear (2011), Allah Las-The Soft Moon-Deerhoof-Sharon Van Etten-Mac DeMarco (2012), Forest Swords-Laurel Halo-Mark Lanegan-Pharmakon-Yo La Tengo (2013), Wire-Einstürzende Neubauten-Savages-Bo Ningen-Autechre-Brandt Brauer Frick-Selda-BaBa ZuLa-Sleaford Mods ve Tim Hecker (2014) gibi grupları ağırlayan festivalin ana çekirdeğini indie ve yeni parlayan underground isimler oluşturuyor. Festivalin kurucularından Bob Van Heur bir röportajında her türe açık olduklarını belirtmekle birlikte yine de önceliklerinin kendi hoşlandıkları isimler olduğunu belirtiyor. Öte yandan festivalin Hollanda çıkışlı alternatif grupları ağırladığı Le Mini Who? diye ayrı bir bölümü olduğunu da not edelim.

Girişte belirttiğimiz gibi özellikle son yıllarda 70’ler Anadolu Rock müziğine ve Türkiye çıkışlı saykodelik tınılara yoğunlaşan ilginin bir yansıması olarak festival geçen yıl ağırladığı Selda, BaBa ZuLa, TSU! ve Grup Ses Beats’ten sonra bu yıl da programını Gaye Su Akyol, Okay Temiz ve Mustafa Özkent gibi Türk isimlerle daha da zenginleştirdi. Bu arada Selda’nın geçen yıl ana salonda verdiği konser kaydının Le Guess Who? etiketiyle ve 500 adetle sınırlı olacak şekilde plak olarak yayımlamış olması da bu ilginin bir sonucu olsa gerek.

Selda © Juri Hiensch

2015’in öne çıkan performansları

The Notwist
6 kişilik kadrosu ve zengin enstrümantasyonuyla açılış gününde sahne alan ilk büyük isim olan The Notwist, Utrecht’in kapalı havasında yüksek enerjileriyle adeta güneş açtırdılar. Klasikleşmiş Pick Up The Phone parçalarına da yer verdikleri performanslarının her anından ustalık akan The Notwist, özellikle seyircilere başarıyla aktardıkları pozitif elektrikleriyle bizlerden tam not aldı. Albümlerindeki lo-fi omurganın aksine sahnede canlı çaldıklarında bir tık yukarı çıkan performansa eşlik eden görseller ve ışık oyunları da konserin ambiyansına olumlu katkı yaptı.

Faust
2014’te festivalin açılışını yapan Einstürzende Neubauten sonrası bu yıl da ilk güne damga vuran isimlerden biri krautrock sözlüklerinin ilk sayfalarında kendilerine okkalı bir yer edinen efsane isim Faust idi. Veteran ekibi dinlemek için salona adım attığımızda sahnenin orta yerinde tüten bir çaydanlığın arkasında tüm konser boyunca ellerinde şişleriyle örgü ören üç genç kızı görmenin minik şokunu da anılarımıza not ettik elbette. Tencereler, zincirler, metal plakalar, elektronikler, gümbürdeyen bir davul ve adeta katman katman örülen ses kümeleri ile Faust sahnede kaldığı süre boyunca başka bir evrenden geldiklerine inanmamızı istercesine iddialı ve teatral bir performans sergilediler. Muhtemelen seyirci yaş ortalamasının en yüksek olduğu etkinlik olan Faust, öncül kimliğini 2015 yılında dahi sahneye başarıyla yansıtmanın gururuyla büyük alkışı hak etti.

Faust © Juri Hiensch

Deaf Center
Ambient/drone referanslı minimal işlerine aşina olduğumuz Type etiketinin önemli isimlerinden olan Deaf Center ikilisi belki ilk anda Le Guess Who?’nun ağır toplarından biri değil, ama piyano ve gitarla yarattıkları minimal kompozisyonlarla festivalin ruhumuzu da titreten en iyi performanslarından birine imza attıkları da bir gerçek. Hafif depresif, ziyadesiyle derinlikli ve duygusal tınıların sarmaladığı performans kısa süreliğine de olsa dinleyenleri dış dünyanın keşmekeşinden (gerçi o keşmekeş Utrecht’te ne kadar var, tartışılır!) alıp lirik bir hayal dünyasına soktu. Özetle, güzeldi...

Lubomyr Melnyk
Deaf Center sonrası aynı sahneyi paylaşan Melnyk solo piyanoda dört uzun parçadan oluşan bir performans sergiledi. Her parça arasında yaptığı sıcak ve içten tanıtıcı konuşmalar, alkışı kendinden çok piyanonun hak ettiğine dair notları, “Continuous Music” diye adlandırdığı hızlı, akışkan ve binlerce notadan oluşan çalma tekniğine ilişkin mütevazı yorumlarıyla dinleyicilerden tam not aldı. Özellikle 2014 çıkışlı Evertine EP’sinde (Erased Tapes) çaldığı Butterfly parçası nefisti.

A Place To Bury Strangers
İkinci günün kapanışını yapan New York çıkışlı noise rock – shoegaze grubu APTBS, gecenin ilerlemiş saatine rağmen oldukça kalabalık bir sahnede, ritmik, az biraz punk ruhuyla yoğrulmuş, agresif ve yüksek tempolu bir performans sergiledi. Yırtıcı vokallerin ve deforme gitar riflerinin aydınlattığı sahne önü, festivalin de en hareketli seyirci danslarına eşlik etti.

Destroyer
Poison Season ile bu yılın en iyi lo-fi/indie işlerinden birine imza atan Daniel Bejar’ın başını çektiği kanadalı ekip, 8 kişilik kadrosu, yumuşak tınıları ve sakin melodileri ile üçüncü günün en akılda kalıcı isimlerinden biriydi. Bejar’ın derinlikli vokaliyle ekstra lezzetlenen konser, Utrecht’in hafif kapalı ve az yağmurlu silik havasına eşlik eden harika bir arka plan müziği olarak notlara eklendi.

Sunn O))) – Keiji Haino
Yok hayır, bu iki kült isim aynı anda sahne almadılar ama sahne üzerinde yarattıkları artistik etki birbirine benzerdi. İkonik figür Haino, müzikten ziyade bedensel bir performans sergiledi. Zilleri, kutuları ve metal panelleri ana ses üreteçleri olarak kullanan Haino, adeta aslında gözümüzle görmediğimiz ses olgusunu görünür kılmaya çalışan etkileyici bir performans gösterdi. Havada titreşen ses tınılarını elindeki plakalarla yönlendiren, ses üreteçlerini farklı hız ve yönlerde hareket ettirerek ani ton değişimleri elde eden Haino alaycı gülümsemelere rağmen hak ettiği alkışı da aldı.

Sunn O))) performansı ile ilgili ek bir iki not düşmek elzem. Konser esnasında salona verilen dumanın muhtemelen diğer tüm etkinliklerin toplamından fazla olması ve tüm mekanda gözün gözü görmemesi hadisesi. Sahnede kaç kişi olduğunu anlamamız yarım saat sürdü desek yeridir. Yetmezmiş gibi tüm elemanların içine büründükleri siyah kapüşonlu uzun etekli kıyafetleriyle işimizi ekstra zorlaştırdığı da bir gerçek. Öte yandan adım adım inşa edilen, hafif ürkütücü ve ziyadesiyle karanlık ses katmanları (kulak tıkacı verilen tek konserdi!) dinleyeni içine çeken bir kara delik gibiydi adeta. Sunn O)))’nun performansını klasik parça parça giden bir konser gibi değil, belli bir konsept dahilinde resmedilen ve tek tek örülen bir ses duvarı olarak ifade etmek mümkün.

Sunn O))) © Tim van Veen

Kamasi Washington
81 doğumlu Amerikalı saksafoncu Washington bu yılın en sükseli performanslarından birine adını yazdırdı. Caz müzisyenlerinin görece az olduğu Le Guess Who?’nun parlayan yıldızı hem besteleri, hem enstrüman hakimiyeti hem de karizmatik sahne duruşuyla önümüzdeki yıllarda adından çok daha sıklıkla ve övgüyle bahsedileceğine dair inancımızı yükseltti. Çift davulla renklenen sahne Washington’ın esprili konuşmalarıyla iyice şenlendi ve tüm salon Washington’ı ayakta alkışlarla uğurladı.

Bo Ningen
Geçen yıl aynı festivalde canımız Savages ile Words To The Blind projesini çalan Japon ekip, yaklaşık bir saati bulan performanslarına rahatlıkla bir tank markasını sponsor alabilirdi. Cayır cayır yanan gitarlar, gümbür gümbür davullar ve delişmen bas gitar melodilerine eşlik eden punk dürtülü noise beslemeli Bo Ningen motoru tüm seyircinin üzerinden adeta buldozer gibi geçti. Çok detayına girmeden tez zamanda bir yerlerde canlı seyredin diye naçizane bir tavsiyede bulunalım şimdilik.

Ariel Pink
Ana sahnedeki en büyük kalabalıklardan birine çalan Ariel Pink de bu yılın öne çıkan isimlerinden biriydi. Çok katmanlı ve hafif kafası karışık müziğini sahne üstüne başarıyla taşıyan Ariel Pink, bol efektli vokali ve yarattığı hafif kaotik ses paletiyle, sıradan müzisyen kimliğinin ötesinde referanslar içeren müziğiyle akıllara kazındı. Ağırlıkla, geçen yılın en iyi işlerinden biri olan Pom Pom albümünden şarkıları sahneye taşıdığı performansı seyirciden de hak ettiği karşılığı gördü.

Ariel Pink © Jelmer de Haas

Gaye Su Akyol / Okay Temiz / Mustafa Özkent
Geçen yıldan farklı olarak bu yıl sahne alacak üç yerli isim aynı gün ve aynı sahneye arka arkaya konmuştu. Bunun ceremesini 15.30 gibi erken bir saatte sahne alan Gaye Su Akyol hak ettiğinden az bir kalabalığa çalarak ödedi gibi geldi bize. Akyol ve ekibinin sahne kıyafetleriyle ışıldayan performansları ve Türk Sanat Müziği’ne getirdiği farklı yorum daha iyi bir saatte daha büyük bir kitleyi yerinden oynatabilirdi. Kalabalık bir ekiple (Belgistan Orkestrası) sahne olan Okay Temiz her anından yılların deneyimi dökülen etkileyici bir performansın orkestra şefi gibiydi adeta. Dengeli bir deneysellik de içeren performans, içerdiği doğu ezgileriyle birlikte festivalin son gününde vatan özlemi çeken yerli takipçilerin ağzına çalınan bir parmak bal tadındaydı. Benzer bir ekiple sahne alan ve mütevazı tavırlarıyla adeta “gönüllerde that kuran” Mustafa Özkent, beklendiği üzere oynak, hareketli gitar melodileriyle süslediği performansında benimsin diyen Hollandalı dostlara dahi hafiften bel kıvırttırdı. Özkent’in uzun yıllar sonra seyirci karşısına çıktığı bir dizi konserden biri olan bu performansta heyecanı her halinden belli oluyordu. Çaldıkça açılan, açıldıkça çalan Özkent ve ekibi konserin sonunda beklentileri karşılamış ve güçlü bir alkışı almıştı bile.

Deerhunter
Bradford Fox’un son on yılın en nitelikli indie gruplarından biri olan Deerhunter’ı festivalin kapanışını yapan ekipti. Deerhunter öncesi Fox, solo projesi Atlas Sound ile yaklaşık 40 dakika sahne aldı. Hafif çiğ elektronik altyapılar, bolca sample ve üzerine canlı vokal ve gitar riff’leri ile şekillenen Atlas Sound açıkçası Deerhunter konserine minik bir intro kıvamındaydı. Deerhunter ise kendinden emin, olgun ve net bir müzikal kimlikle performansını gerçekleştirdi. Ritmik gitarlar, Fox’un karizmatik vokali ve arka planı iyi toparlayan davulun birlikteliğinde Deerhunter, stüdyo kayıtlarını aratmayacak denli “temiz” çaldı desek yeridir.

Deerhunter © Jelmer de Haas

Ben de varım diyenler

Bennie Maupin
75 yaşındaki Maupin yaşayan bir caz efsanesi. Belki solo isim olarak çok bilmiyoruz ama yüzlerce albümde müzisyen kimliğiyle yer alan bu isim Herbie Hancock ve Lee Morgan gibi isimlerin ekiplerinde yer almış mühim bir müzisyen. İki genç cazcıyla birlikteki konseri festivalin en parmak ısırtan performanslarından biriydi. Saygı içinde uzun süre ayakta alkışlandı üstat!

Avec Le Soleil Sortant De Sa Bouche
Constellation tayfasından Kanadalı bir krautrock ekibi. Tek albümleri 2014 çıkışlı Zubberdust!. Sahne duruşları oldukça güçlü, enerjileri yüksek. Fly Pan Am kadrosunun yan projesi. Takibe almakta fayda var.

Evil Superstars
90’larda aktif olmuş Belçika orijinli bir rock ekibi. 2014’te uzun bir aradan sonra yeni bir albüm yayınladılar. Etkileyici bir vokal, dozunda elektronik süslemeler ve zengin bir işitsel içerik. Güzel geri dönüş.

Jacco Gardner
Memleketinde olmanın avantajıyla oldukça dolu bir salona çalan Gardner, albümlerinde yakaladığı sadeliği ve netliği başarıyla sahneye de taşıdı. Festivalin son gününde yorulan bedenler için Gardner adeta bir kas gevşetici işlevi gördü.

T. P. Orchestre Poly-Rhytmo De Cotonou
Efsane ekipten Afrobeat ritimleriyle süslü bir funk, soul ve caz geçidi. Bir örnek kıyafetler, işlemeli gömlekler ve sıcak ritimlerle Utrecht’e bir deniz kenarı esintisi taşıdılar.

Liima
Efterklang üyelerinin yan projelerinden biri. Caspar Clausen’in kibar vokaline biraz daha elektronikler eklenmiş. Efterklang’a nazaran daha elektronik, daha akışkan ve daha hareketli; elbette o kadar derinlikli değil, ama keyifli.

Shabazz Palaces
Geçtiğimiz günlerde iptal edilen Babylon Bomonti performansını Asmalı Mescit’in yeni mekanı Coop’a taşıyan ikili bu yılki festivalin en sade ama en sıcak/seksi konserlerinden birini verdi. Az ama öz ritimler, okkalı baslar, tadında leziz bir vokal. Fazlasını aramayanlar için o akşam doğru formül gibiydi.

Shabazz Palaces © Tim van Vee

Magma
Dile kolay 45 yıla dayanan bir geçmiş. Farklı türlerden beslenen verimli bir havza gibi Magma’nın müziği. Le Guess Who? performansları bir Faust etkisi yaratmasa da Magma’yı sahnede canlı görmek dahi yeterliydi.

Viet Cong
Beklendiği üzere bu yılın en çok ses getiren isimlerinden olan Viet Cong’un görece küçük sahnelerden birinde yer alması festivalin az sayıdaki kötü seçimlerinden biriydi. Buna rağmen yüksek enerjileri, ritmik gitarları ve vokaliyle Viet Cong sahne üzerinde de geçer not aldı.

Sınıfta kalanlar

Swervedriver
90’lı yılların önemli alternatif rock gruplarından biri olan İngiltere çıkışlı ekip, uzunca süreden sonra 2015’te yayınladıkları albümle eski günlerini mumla aratır kıvamdalar. Kaş yapayım derken göz çıkarmak bu olsa gerek. Sahne performansları da bu düşüşe paraleldi açıkçası...

Titus Andronicus
İsminin yarattığı pozitif enerjiyi sahneye yansıtamayan Andronicus, yeni olmakla güncel tınlamanın aynı şey olmadığının ispatı niteliğindeydi. "Bu dönemde bu müzik mi" keyifsizliği veren performans bizden geçer not alamayanlardan biriydi.

Os Mutantes
Sahnede 30 yıllık uykudan kalkmış ve ruhunu teslim etmek üzere olan bir folk rock grubu gibiydiler. Ne bir tempo yakalayabildiler ne de enerjiyi yükseltebildiler. Özetle Brezilya’nın ne sıcaklığını ne de kıvraklığını getirmişlerdi yanlarında.

Kaçırdıklarımız

Elbette her festivalde olduğu gibi ya zamansızlıktan ya da çakışmalardan dolayı ajandanıza not etseniz de kaçırdığınız konserler oluyor. Loscil, Follakzoid, OM, The Crazy World Of Arthur Brown, Chelsea Wolfe, Aluk Tudolo, Prefuse 73, Marissa Nadler, The Pop Group, Disappears, Suuns And Jerusalem In My Heart ve Demdike Stare, göremediğimiz için hafif burukluk yaşadığımız isimler listesine eklenenlerdi.

Son not olarak 2016 Le Guess Who? tarihlerinin 10 - 13 Kasım 2016 olarak belirlendiğini ve açıklanan ilk ismin de Wilco olduğunu ekleyelim. 2016’da görüşmek üzere!

DİĞER İÇERİKLER
Sonraki Hikaye