"Düşüncelerini Yansıtmadan Sanatçı Olamazsın"

B-boy Neguin ile İstanbul'daki workshop'ının ardından dans, ırkçılık, aktivizm ve dahasını konuştuk.
Neguin dans ile şifa dağıtmak üzere İstanbul'daydı
Neguin dans ile şifa dağıtmak üzere İstanbul'daydı © Nuri Yılmazer
İpek Atcan

Red Bull BC One şampiyonlarından Neguin, Anadolu Break’ten beri ilk defa !f İstanbul kapsamında, “Bir Şifa Aracı Olarak Dans” başlıklı bir workshop vermek üzere ülkemizi ziyaret ediyor. Yine enerjik, yine güler yüzlü, yine kendinden çok emin.

Bomontiada’daki Alt’ta gerçekleşen workshop’ta yaklaşık 50 kişi var. Herkes yerde oturmuş “Ne olacak acaba?” diye Neguin’e bakıyor. Neguin’in ilk sorusu “What is life?” (Hayat nedir?) oluyor. Derin bir sessizlik… Benim kafamda tüm ciddiyetsizliğimle manasızca Haddaway’den What Is Love çalmaya başlarken biri sessizliği bozuyor ve “denge” diyor. Ardından gelen rahatlamayla herkes fikrini söylemeye başlıyor; özgürlük, eşitlik, eğlence, enerji, hareket… Daha nicesi birbiri ardına sıralanıyor. Ben ciddiyete geri dönüyor ve workshop’ı uzaktan izlemeye devam ediyorum. İki saatin sonunda Neguin ile oturmuş sohbet ederken o soruyu bu kez ona ben soruyorum. 

Neguin IF İstanbul workshop fotoğrafları
Neguin'in ilk sorusu "Hayat nedir?" oldu © Nuri Yılmazer

Din gibi düşünelim, dinde de Tanrı ile konuşuluyor ve Tanrı ile bir bağ kuruluyor. Aynı bağı dans ile de kurmak mümkün.

Neguin

Workshop’ının hemen başında “Hayat nedir?” diye sordun. Birbirinden farklı cevaplar almış olmanın yanı sıra kendi adına da 'anda yaşamak ve henüz var olmayan geleceği düşünmemek' diye ekledin… Cidden hayat nedir sence?

Açıkcası ilk etapta bu soruyu sormayı planlamıyordum. Ancak farklı geçmişlere sahip birçok değişik insan vardı karşımda ve merak ettim. Eğer, 'Senin için hayat ne?' diye sorsaydım, 'Bilgisayarımla oynamak' gibi cevaplar alabilirdim. Ama 'Hayat nedir?' bambaşka bir soru. Oldukça enteresan cevaplar aldım. Workshop’ın geri kalanını da buna göre şekillendirdim. Mesela 'bağ kurmak' diyen olmuştu. Ben de bunun üzerine, herkesin birbirinin üstünden ve altından geçtiği, temas halinde olduğu bir oyun oynattım.

Peki dansın şifa veren tarafı nedir sence?

Benim için şu an seninle bunu konuşuyor olmak bile şifa verici. Bir de dans ettiğimi düşün! Dans bana kendimi iyi hissettiriyor. Bir konuda üzgün olabilirim ve dans bana mutlaka mutluluğu getirir. Ya da mesela bugün kendimi çok yorgun hissediyorum ama güzel bir müzik koyup dans edebilirim ve o yine bana enerji verir. Her şeyi iyileştiriyor. Kız arkadaşımla kavga etmiş ve çok sinirli olabilirim, hemen sokağa çıkar ya tek başıma ya da arkadaşlarımla dans ederim. Özetle duygularımla ve stresle mücadeleme, tüm sistemimin düzgün çalışmasına yardım ediyor. Hem bilimsel hem de ruhani anlamda şifa bulmaya yardımcı. Dans ile bağ kurdukça kendinizi daha iyi tanıyorsunuz. Din gibi düşünelim, dinde de Tanrı ile konuşuluyor ve Tanrı ile bir bağ kuruluyor. Aynı bağı dans ile de kurmak mümkün. Aktif olmak her zaman iyidir.

Breakdansın yanı sıra uzmanlık alanın Brezilya dövüş sanatı capoeira. 16. yüzyıl Brezilya’sında capoeira’yı geliştiren Afrikalı köleler, bu dövüş sanatını “özgürlüğe giden yol” olarak tanımladılar. Biraz da senden dinleyelim…

“İnsanlığın mirası” olarak da çevirebiliriz çünkü bu dünya için bir sanat ve bu seviyedeki tek dövüş sanatı. Ne kung fu, ne karate, ne de başka bir şey, daha güçlüsü yok. Capoeira yapmak için birçok alanda sanatçı olmalısın. Nasıl şarkı söyleyeceğini, nasıl enstrüman çalacağını, nasıl öğreteceğini ve daha birçok şeyi bilmelisin. Ben bu eğitimle büyüdüm. 10 yıllık eğitimin ardından çok saygı duyduğum bu sanatı breakdans ile harmanlamaya, yani kültürleri bir araya getirmeye karar verdim. Dünyanın neresine gidersen git; Filistin, Rusya, Sırbistan fark etmez, her yerde inanılmaz b-boy’lar ile karşılaşabilirsin. Aynı şekilde capoeira sanatçılarıyla da. İkisini birden temsil edebildiğim için çok mutluyum. Çünkü b-boy’larlayken 'Aaa capoeira yapıyor, o capoeiristas!' diyorlar, capoeira etkinliklerindeyken de 'Aaa o b-boy!' diyolar.

Neguin
"Bağ kurmak" üzerine bir oyun © Nuri Yılmazer

Neguin Madonna’ya nasıl breakdans yapacağını öğretiyor, Madonna Neguin’e nasıl oynayıp rol yapacağını...

Neguin

Her ne kadar sokak dansçısı olarak başlamış olsan da artık bambaşka bir yerdesin. Madonna gibi birçok yıldızla çalışıyorsun. Alt kültür ve popüler kültürü karşılaştıracak olsan neler söylersin?

Her şeyin kökeni Afrika’dan geliyor. Müzik, dans, resim… Eğer ben, 'hip hop kent bir kültürüdür' dersem bu doğru. Ama aslında Afrika ormanlarındaki kabilelerden geliyor. Artık birçok şey farklı isimlerle anılıyor olabilir ama hepsi çok eskiye dayanıyor. Buradan yola çıkacak olursak evet, hip hop bir sokak kültürü. Verdiği histen, insanları bir araya getirişinden yola çıkacak olursak da çok eski bir kültür. Evet, ben sokak dansçısıyım. Ama bir sanatçıyım. Şu an röportaj yaptığımız bu otelde de, gettolarda çocuklarla da, özetle her yerde performans sergileyebilirim. 'Hey ben Neguin, Red Bull BC One sahnesinde yarışan dünya şampiyonu b-boy. Ve aynı zamanda Madonna ile de dans ediyorum' diyebilirim. Neguin Madonna'ya nasıl breakdans yapacağını öğretiyor, Madonna Neguin'e nasıl oynayıp rol yapacağını... Neden oluyor bu? Çünkü ikisi de sanatçı. Sokaklarda olmayı, filmlerde oynamayı, çocuklara dans öğretmeyi, her şeyi seçebilirsin. Jamie Foxx inanılmaz bir aktör ama önceden dansçıydı ya da J-lo şarkıcı olmadan önce dansçıydı. Şu an ikon olan pek çok ismin böyle bir geçmişi var. Dans her zaman sanat alanının en güçlüsü olacak. Çünkü dans insana çok şey öğretiyor. Eğer iyi bir dansçıysan hayattaki birçok şeyi rahatça ele alabilirsin. Dans = eğitim, her anlamda.

Neguin dans ile şifa dağıtmak üzere İstanbul'daydı
"Dans bana kendimi iyi hissettiriyor" © Nuri Yılmazer

Madonna gibi, benim gibi birçok sanatçı aktivist. Biz insanlara her zaman, barışı, sevgiyi, birliği ve eğlenmeyi hatırlatmalıyız. Düşüncelerini yansıtmadan sanatçı olamazsın. Bir sanatçı olarak elçi ve aktivist olmalısın.

Neguin

Madonna'nın Trump hakkındaki konuşmasını görmüşsündür. Irkçılık her zaten yerde. Ne düşünüyorsun bu konuda?

Şöyle söyleyeyim, her şey hip hop kültürüne dönüyor. Bu kültür barışı, sevgiyi, birliği ve eğlenmeyi kapsıyor. Hip hop’ın temel taşları bunlar. Güya seçilmiş bu adam (Trump) tam tersi; birlik istemiyor. Ya da barış, eğlence, sevgi… Bu şeytana karşı savaşmaya çalışmak gibi bir şey. İnsanları sen Müslümansın, sen Hristiyansın, siyahsın, Meksikalısın diye ayırmak... Bu bizi çok düşük bir insanlık seviyesine getiriyor. Madonna gibi, benim gibi birçok sanatçı aktivist. Biz insanlara her zaman, barışı, sevgiyi, birliği ve eğlenmeyi hatırlatmalıyız. Dünyada birçok kötü şey oluyor. Değişime önce kendimizden başlamalıyız. Eğer milyonlarca ya da sadece yüz binlerce insan beni takip edip yaptığım işleri takdir etse ben kendime düşeni yaptım demektir. Martin Luther King, Nina Simone ve daha birçok isim aktivisttir ve hepsi özgürlük için savaştılar. Düşüncelerini yansıtmadan sanatçı olamazsın. Bir şeyler kötü gidiyorsa bir uyanış yaratmak için sanatını kullanabilirsin. Bir sanatçı olarak elçi ve aktivist olmalısın.

Dansın her şeyle alakalı olduğunu ve beraberinde birçok güzel şey getirdiğini söylüyorsun. Capoeire’dan yola çıkarak soruyorum, sence dans insanlar için eşitlik de getiriyor mu?

Kesinlikle. Neden biliyor musun? Çünkü dans dünya çapında bir lisan. Mesela seninle konuşarak iletişim sağlamasak ama müzik çalsa ve dans ediyor olsak ikimiz de bir şey hissediyor ve iletişim kuruyor olacağız. Ya da romantik bir yemekte olsak ve üstüne dans etsek yine dans bizi bir araya getiriyor olacak. Kadın, erkek, çocuk, yaşlı fark etmez, dans birliği ve eşitliği getiriyor. Bazen bir insanın yürüyüşü bile dans gibidir. Sadece müzik olması, bir bara gitmek ve bir şeyler içmek gerekmiyor dans için, bu bir yaşam biçimi. Özetle hayata dair oldukça güçlü bir anahtar. 

Bu arada İstanbul’u özlemiş misin? Arada hiç gelmedin sanırım?

Evet, kesinlikle özledim. En son gelişim 2014'tü. Bu sabah Mısır Çarşısı’na gittim. Oraya para harcamaya değil, renkleri ve insanları görmeye gidiyorum. Birden biri 'Neguin!' diye bana seslendi, çok şaşırdım. Mağazalardan birinin sahibiydi sanırım, 'Gel, ne içmek istersin?' diye sordu, elma çayı içtik. Ardından oradaki geleneksel kıyafetleri denedim, fotoğraf çektim ve çok eğlendim. Hatta fotoğrafı Instagram’a koydum. Zaten bu şekilde yaşamayı seviyorum. İnsanlar da b-boy olarak sadece kafamın üstünde dönmediğimi, ‘freeze’ yapmadığımı görüyorlar. Kültürleri yansıtmayı seviyorum. Ve burada olduğum için her zamanki gibi yine çok mutluyum.

DİĞER İÇERİKLER
Sonraki Hikaye