Bestekar Sokak’ta elimde telefon, haritaya bakarken kafamda sevdiğim bir Ezhel şarkısı dönüyor: "Karanlık çöktüğünde / Koktuğunda kömür sokak / Şehrimin tadı ağzımda yine…” Sözler benim için bu gece "is, pas, kir, kömür, plastik…” değil, "pilav, çorba, köfte, Aspava" diye devam edecek. Hedefim, Ankara gecelerinin mideyle bağlantılı son durak kısmını tecrübe etmek, yani gece lezzetlerini.
Pilavcı Bekir Usta'ya sadece pilavını yemek için akşam Konya’dan, Kırıkkale’den gelip giden müşteriler oluyormuş. Hak veriyorum.
İlk hedefim İstanbul’daki araştırmalarım esnasında hakkında yazılan destansı övgüleri okurken ağzımdan sular akmasına neden olan Pilavcı Bekir Usta. Bestekar’da seyyar arabasıyla 13 sene pilav-nohut-tavuk servisi yapmış, birkaç ay önce aynı sokakta bir mekan açmış. Adeta Hollywood filmlerindeki gibi (kimsenin umurunda olmayan) gizli yemek eleştirmeni kimliğimle mekana adım atıyorum. Pilav-nohut-tavuk ve ayran siparişi verip dışarıdaki bir masaya oturuyorum. Mekanda arka arkaya Cem Karaca, Barış Manço çalıyor. Beyaz köpük tabaktaki yemeğim ve ayranımla yan taraftaki muhteşem Ankara apartmanına baka baka ilk lokmamı alıyorum. Kesinlikle çok güzel. Aklıma Mojo’da çaldığımız gecelerde sabaha karşı Nizam Pide Salonu’na gide gele yarattığım spesiyalim geliyor. Pilav üstü kuru üstü tavuk. İlham kaynağımın basitçe anlaşılacağı üzere “göz dönmesi” olduğu bu spesiyal ilk siparişim sırasında garson tarafından (hayretler sebebiyle) anlaşılamamış fakat yıllar içerisinde ismimle anılacak kıvama gelmişti. Yemeği bitirip hesabı ödedikten sonra (toplam 13 TL) Bekir Usta’ya kendimi tanıtıyorum ve biraz sohbet ediyoruz. Büyük otellerde yıllarca aşçılık yapmış. Sadece pilavını yemek için akşam Konya’dan, Kırıkkale’den gelip giden müşteriler oluyormuş. Hak veriyorum.
Devrez'i seçmemin sebebi de yerlere göklere sığdırılamayan mercimek çorbası. Formülü gizli.
Bir sonraki durağım Esat Caddesi’ndeki Devrez. Burayı seçmemin sebebi de yerlere göklere sığdırılamayan mercimek çorbası. Formülü gizli. Ankara gecelerini bitirip eve dönenlerin çorba ya da kebap için uğradığı bir nokta burası. Oturduğum anda garson ‘fışır fışır’ sesi eşliğinde masaya yaklaşıyor. Elinde marketlerde meyve sebze reyonunda hazır bulunan şeffaf poşetlere benzer bir şey görüyorum. Meğer Amerikan servisi olarak bunlar kullanılıyormuş. Masaya serip üzerine bolca yeşillik, kokteyl domates koyup yanına tahta bir kaşık ve gayet lezzetli kızarmış ekmekler ekliyor. Yeşillikler o kadar fazla ki, böyle durumlarda ilk düşündüğüm şey, “Keşke yarısı kadar koysalar, ziyan olacak” oluyor. Bir müddet sonra bakır bir kasede mercimek çorbası geliyor. Epey yoğun kıvamlı, içinde ne olduğunu kestiremediğim, internet yorumlarında kiminin tahin kiminin tereyağı dediği detaylar var. Garsona mekanla ilgili bir-iki şey sorarken yan masada oturan bir kadın, “Yazı mı yazacaksınız? Esas çiğ köftesini yemeniz lazım, biz sırf onun için geliyoruz” diyerek çiğ köfte ikram ediyor. Bu konuda hiç uzman olmadığım için siyahımsı görüntüsünün ilgimi çekmesi (isot katılıyormuş) ve acı dozunun yüksek olması dışında pek bir yorum yapamıyorum. Servisin son derece hızlı ve profesyonel, mönüdeki kebapların baş döndürücü olduğu, müşteri kitlesinin ailelerden gece kuşlarına kadar geniş bir yelpazede ilerlediği mekan 24 saat açık.
Bir anda son model arabalarıyla genç kızlar ve erkeklerden müteşekkil kalabalık bir grup bir gençlik dizisi neşesi ve heyecanıyla köfteciye akın ediyor. Ortalık parti ortamına dönüşüyor.
Mide fesadı geçirmemek için son iki durağımı ertesi güne bırakmayı tercih ediyorum. İlk durak Farabi ve Çevre Sokak’ın kesiştiği noktada tam 30 yıldır köfte-ekmek satan seyyar köfteci. Tam yeri bulmak için haritadan faydalansam da son kertede efil efil bir köfte kokusu yönümü kolaylıkla bulmama yardımcı oluyor. Ben nispeten tenha görünen tezgaha yaklaşırken bir anda son model arabalarıyla genç kızlar ve erkeklerden müteşekkil kalabalık bir grup bir gençlik dizisi neşesi ve heyecanıyla köfteciye akın ediyor. Ortalık parti ortamına dönüşüyor. Köfteler lezzetli, kokoreç ve sucuk da yapılıyor. Bir sonraki durağımı düşünerek yarım porsiyon söylemeyi tercih ediyorum. Nedenini az sonra okuyacaksınız…
Lavaşa sarılmış döner isterseniz soğansız, isterseniz sos, soğan, kaşarlı hazırlanıyor (buna da SSK deniyormuş).
Köfteciden ayrılıp bir müddet Kuğulu Park’ta kuğuların asilce süzülüşünü seyredip Tunalı üzerinden Esat Caddesi’ne doğru yürüyorum. Hedefim elbette bir Ankara klasiği: Aspava. Yıllar önce eski grubum üçnoktabir’le bu şehre konsere geldiğimizde ekipten birinin, “Çıkışta Aspava’ya gidelim haa” demesiyle tanıştığım bu konseptle ilgili ilk yorumum, “O ne ya?” olmuştu. Açılımını duyduğumda (“Allah Sağlık Para Afiyet Versin Amin”) tam da milletimize özgü bu tatlı/komik yaratıcılık karşısında gülümsemiştim. Esat’ta kuyumcu gibi yan yana dizilmiş Aspava’ların arasında seçimim en eskisi yani Özçelik Aspava oluyor. Masaya otururken saate bakıyorum, 2:30. Etrafımdaki kitle tıpkı benim gibi bir bardan (ya da pavyondan) çıkıp oraya gelmiş olanlar. Mavi saçlı kız ve erkek arkadaşı, kalabalık ve gürültülü bir grup, sakin bir çift… Bu Aspava’larda ana yemek öncesi öyle aşırı bir ikram oluyor ki (patates tava, cacık, salata, turşu) sipariş bile vermeden masadan doymuş kalkmanız mümkün. Siparişimi veriyorum ve tam karşımdaki duvarda neredeyse 3’e 3 ebatlarında görünen kocaman Boğaz Köprüsü fotoğrafına baka baka patates kızartmamdan yiyorum. Lavaşa sarılmış döner isterseniz soğansız, isterseniz sos, soğan, kaşarlı hazırlanıyor (buna da SSK deniyormuş). Arada çiğ köfte, finalde dondurmalı irmik gibi ikramlar gelirken bir yandan serumluk olacak mıyım endişesi yaşarken bir yandan yine, “Allah’ım bu yemekler… Yazık günah..” diye kendimi yiyip bitiriyorum. Fakat neyse ki garsondan iyi haberi alıyorum: Kalanlar her gün barınaklara gönderiliyormuş.
Saat 3:30. Ankara gecelerinde lezzet duraklarımın jübilesini yapmış bulunmaktayım. Açık bir büfeden soda alıyorum ve ‘İki günde yediklerim bana bir hafta yeter’ hissiyle otele dönüyorum. Tabii bu sadece o ana özel bir his. Bir sonraki buluşmada yine kendimi kaybederek aynı rotayı izleyebileceğimi biliyorum. O güne ve geceye kadar hoşçakal Ankara!