MÜZİK

Harbiye'nin Unutulmaz Kaptanı: Captain Hook

© Melis Danişmend
90’ların ikinci yarısında İstanbul alternatif gece hayatının en sıra dışı mekanlarından biri olan Captain Hook’u müdavim, müzisyen, işletmeci gözünden hatırlayalım.
Yazar: Melis Danişmend itibarıyla yayında
Captain Hook adını ilk duyduğumda yıl 1997 olmalı. Gece hayatını, canlı müziği, birbirinden ilginç tipleri, o ortamların karanlık, gizemli, büyüleyici havasını yeni yeni keşfetmeye başlamış, meraklı, hevesli üniversite öğrencileriydik. Hafta sonlarımız mutlaka Alt Kemancı ve ardından Roxy’de geçerdi. Sanki bir devam zorunluluğu varmış gibi soluğu her cuma, (izin alabilirsek) cumartesi buralarda alırdık. İşte o günlerden birinde arkadaşlarımızdan biri, “Harbiye’de Captain Hook diye bir yer varmış, sahnesi kafes gibiymiş” dedi ve her cumartesi Athena’nın hınca hınç doldurduğu, dinleyicilerin oradan oraya atlayıp zıpladığı bu mekana ilk adımımızı attık.
Küçük, yer yer daracık, alçak tavanlı bir mekandı. Girer girmez karşıda tel örgülerle çevrili bir sahne ve karşısında da müziğin kuvvetiyle oradan oraya zıplayan, tellere asılan bir tayfa vardı. Zaman zaman ayakta zor durabiliyor, elinizdeki içkiyi -mecburen- sağa sola döküyordunuz. Çoğunlukla tanıdık simalarla (hayır bu dönemdeki gibi ünlülerle değil, gece hayatı kültüründen birbirini tanıyan insanlarla) çevrili, örneklerine belki İngiltere’de rastlayabileceğiniz tipte bir mekandı.
Kısa bir süre sonra yakın arkadaşlarımızın grubu TikTak’ın sahne almaya başlamasıyla, daha çok cuma günleri mekana gider olduk. Onların hemen ardından henüz ilk albümünü yayınlamış ‘genç grup’ mor ve ötesi çıkıyor, kimi zaman kendi bestelerini, kimi zaman da Radiohead, Blur, Manic Street Preachers gibi grupların şarkılarını çalıyordu. Hafta içi Rumble Fish sahnedeydi. 90’ların sonuna kadar İstanbul gece hayatının en alternatif mekanlarından biri olarak hayatını sürdürdü Captain Hook. 2000’de ise kapılarını tamamen kapattı.
Şimdi geriye dönüp baktığımda ya da ara ara Harbiye’de o merdivenlerin önünden geçerken, “Ne acayip bir yerdi” diye aklımdan geçiyor. Tıpkı benim gibi o dönemi özlemle hatırlayan ve “Gençtik, tasasızdık” diyen editör ve eski müdavim Ayhan Abayhan, ilk kez ’96-’97 civarı mekandan haberdar olmuş. “O sıralar beş kız Şişli’de yaşıyorduk, hepimiz üniversite öğrencisiydik. Witchtrap grubunun eski solistlerinden Hakan Kuzu, namı diğer Kuzu’nun bize uğradığı bir akşam mekandan bahsetmesi ve hep beraber oraya gitmemizle başlayan bir maceraydı. İstanbul’un bana göre her anlamda en güzel zamanlarıydı. İstanbul Film Festivali’nde onlarca filme giderdik. Beyoğlu’nda olmayı severdik. Müdavimlik önemliydi bizim için. Yemekler Nature&Peace’te yenirdi, kahve Beyoğlu Sineması’nın girişindeki kafede içilirdi, Gayfe’ye mutlaka uğranırdı. Yani bir mekanda kendimizi iyi hissettik mi, orayı bırakmazdık. Captain Hook da hayatımıza girdi ve kapanana kadar da çıkmadı hayatımızdan. Her gittiğimizde neyle, kimlerle karşılaşacağımızı bilirdik. Ev gibi oldu bir noktada.”
Küçük, yer yer daracık, alçak tavanlı bir mekandı
Küçük, yer yer daracık, alçak tavanlı bir mekandı
Captain Hook’ta çalmaya dair aklımda kalan en güçlü his, yepyeni bir ortama adım atmanın verdiği ufak endişeler de içeren bir heyecan hali.
Kerem Kabadayı
Mekanda cuma günleri sahne alan mor ve ötesi’nin davulcusu Kerem Kabadayı, “Captain Hook’ta çalmaya dair aklımda kalan en güçlü his, yepyeni bir ortama adım atmanın verdiği ufak endişeler de içeren bir heyecan hali” diyor. “mor ve ötesi olarak 1995’ten 1998’e kadar ufak tefek konserler yapmış olsak da, ilk defa bir gece mekanında düzenli olarak sahneye çıkacaktık. Henüz 19-20 yaşındayken Harbiye’de bir gece kulübünde her hafta sahneye çıkacak olmak grubun geleceğiyle ilgili önemli bir adımdı. Grup işi ciddileşiyordu, Alper’in yerine Burak’ın gruba katılmasıyla ileriye dönük planlar yapıyor ve ikinci bir albüm yapmaktan bahsedebiliyorduk. Captain Hook’ta sabit bir gecemizin olması da bu resim içerisinde bizim için amatörlüğün yavaş yavaş geride kalması anlamına geliyordu” diye hatırlıyor o günleri. Mekanla ilgili aklına ilk gelen şey kafes şeklindeki sahnesi. “Bu, Captain Hook’tan başka İstanbul’da hâlâ başka hiçbir yerde görmediğim bir şey. İkinci sırada ise barın olduğu taraftan mekanın arkasına doğru ilerleyince hemen solda kalan ankesörlü telefon ve hemen yanında duran, iki kişinin ancak sığabileceği büyüklükteki bank. Çaldığımız gecelerde ara verdiğimiz zaman o bankta az oturmamışımdır” diyor.
Kabadayı, kimi geceler üç-dört kişiye çaldıklarını ancak mekana seyirci olarak gittiği birkaç gece Taksim’deki rock barlardan çok farklı bir ortamla karşılaştığını söylüyor. “Bizimle aynı sıralarda mekanda çalan Athena ve Rumble Fish sayesinde Captain Hook’ta net bir punk kimliği hissedilebiliyordu. Sahneye çıktığımızda bu punk havası bir yere kadar bizi de etkiliyordu. Açıkçası ben hayatımın hiçbir döneminde orada kırdığım kadar baget kırmadım. Normalde çok daha yumuşak (ya da sakince) bir grupken, Captain Hook geceleri sonucunda çok daha gürültülü, daha rahat, biraz da ‘kirli’ bir grup olduğumuzu düşünüyorum. Geriye dönüp baktığımda bu dönüşüm aslında Captain Hook dönemimiz sonrasında Derin’in yerine Kerem’in gruba katılması ve kendimizi eski Peyote sahnesinde bulmamızla başlayan esas ‘serpilme’ yıllarımızın bir öncülü gibi gözüküyor.”
Mor ve Ötesi
Kerem Kabadayı: "Hayatımın hiçbir döneminde oradaki kadar baget kırmadım"
Mekanın sürprizlerinden biri işletmecisinin Pentagram’ın gitaristi Hakan Utangaç olmasıydı. Abayhan’ın hatıralarında “gecenin başında tüm heybetiyle mekanda dolanıp etrafı kolaçan eden” Utangaç, “1995-2000 yılları arasında tatlı bir rüzgar estirdiğimizi düşünüyorum” diyor. “Orayı ayrı kılan, punk, ska, surf, alternatif rock, elektronik rock ve elektronik gibi farklı müzik türlerinin bir kesimi bir araya getiren buluşma noktası olmasıydı. Açmak gerekirse, yüksek eğitime devam eden gençler, tiyatro sanatçıları ve o dönemin müzisyenleri gibi… Başka yerde çalma imkanı bulamayan birçok grup orada çaldı. Herkes dost gibiydi.”
Bu gruplardan elbette mekanla en çok özdeşleşeni, yani Captain Hook dendi mi zihinlerde beliren isim Athena’ydı. Cumartesi geceleri kurtlarını dökmek isteyen herkesi eve memnun gönderen grup, henüz Holigan albümünü yayınlamamış ve mekanda çaldıkları Tarlaya Ektim Soğan cover’ı kulaktan kulağa yayılmıştı. Abayhan, “Athena, Holigan henüz piyasaya çıkmadan bazı şarkıları sahneye taşırdı. Tarlaya Ektim Soğan, Yaylanın Çimenine, Korsanlar Kralı Bazil gibi. Bunlardan birini çaldıklarında ya da punk cover’larda ortalık karışırdı. Tellere atlamak, tırmanmak zaten olmazsa olmazlardandı” derken grubun Holigan albümünü yayınlayıp kısa sürede çok popüler olmasının ardından mekanın önünde sıralar oluşmaya başladığını, “Bunlar müdavim değil” diyerek gelenlere sinir olduklarını ve hatta bir keresinde içeri alınmadıklarını anlatıyor gülerek.
Athena ve Rumble Fish sayesinde mekanda punk kimliği hissedilebiliyordu
Athena ve Rumble Fish sayesinde mekanda punk kimliği hissedilebiliyordu
Anılar çok… Hakan Utangaç, Necati Tüfenk’in (Kod Müzik) Japonya’dan getirdiği deneysel müzik yapan bir grubu hatırlıyor: “Konserin olacağı akşam Manchester United-Fenerbahçe maçı vardı. Boliç’in uzaktan gol attığı maç. Tabii ekranlar sahnenin tam karşısındaydı ve konserin ortalarına doğru maç başladı. Herkes yavaş yavaş sahneye arkasını dönerek maçı izlemeye başladı. Grubun gitaristi bu duruma sinirlenerek gitarı kafese fırlattı ve pedalların üstüne düşünce ortalık dağıldı. Biz anlattık, ‘Bu önemli bir maç, hayat duruyor, şanssızlık oldu aynı güne ve saate gelmesi’ diye, anlayıp devam etme kararı aldılar. Bu arada gol olmuştu ve o anda durumu daha da iyi anladılar. Fakat gitar bir adaptörü kırmış ve çalışmıyor. Gitarist o kadar üzüldü ki, kahrından ölüyor. Elektronik bir cihaz arıza yaparsa yenisini alıyorlar, tamir onların geleneklerinde yok. Tabii ki tamir ettik. Japon gitaristin sevincini unutamam, her iki uç duyguyu bir arada yaşamıştı adam.”
Kerem Kabadayı unutulmazları için, “Gecenin körü, bomboş bir bulvar, ellerde iki bagaj dolusu ekipman, Harbiye’nin ayazı, Captain Hook’un hemen ilerisindeki 7-Eleven’ın floresan ışıkları altında yazdığımız setlist’ler, dünyanın en önemli konserine çıkacakmış gibi usanmadan yaptığımız uzun ses provaları ve tabii ki her gecenin sonunda İstanbul’un bomboş caddelerinde evlere dağılmamız. Hepsi de bana o dönemi ve Captain Hook’u ıskalamamış olduğumuz için ne kadar şanslı olduğumuzu hissettiriyor” diyor. Abayhan, müdavimliğin hakkını nasıl verdiklerini şu anıyla anlatıyor: “Arkadaşımızın tam da bir cumartesi gecesi evden çıkmadan kafasını yarması ve bizim bu yüzden Captain Hook’a gidemeyeceğimizi düşünüp delirmemiz. Arkadaşımızın kafasına dikiş atılması, buna rağmen ‘Ne demek gitmemek, hadi yürüyün!’ demesi ve o vaziyette mekana gitmemiz. Daha neler neler…”
Captain Hook
“Athena, Holigan henüz piyasaya çıkmadan bazı şarkıları sahneye taşırdı"
Bu arada sahnenin niye kafes şeklinde olduğunu merak eden varsa Hakan Utangaç’a kulak verelim: “Athena’nın çaldığı bir gece mekanda kavga çıktı. Sonrasında çözüm olarak kafes yaptırmaya karar verdim. Blues Brothers’dan aklıma geldi. Athena bayıldı bu fikre hatta” diyor gülerek. Öte yandan unutamadığı şeylerden biri de, çaldıkları her akşam Gökhan ve Hakan Özoğuz’un babasının arabayla onları mekana getirmesi ve bittikten sonra geri götürmesi."
Captain Hook, Harbiye’de araba girmeyen daracık bir ara sokakta, gizemli ve çizgi dışı ruhuyla bir dönem gençliğinin hafızasında unutulmaz bir yer edindi. Kerem Kabadayı, “Captain Hook bugünden çok farklı bir döneme ait bir mekan. Hem teknik hem de ekonomik olarak canlı müziğin çok kısıtlı imkanlarla yapılabildiği, işletmelerin bugünkü zincir dükkanların aksine çok daha ufak ve müzisyenle bire bir ilişki içinde olduğu, seyirciler için seçeneklerin gerçekten az olduğu bir dönemde var oldu” diyor. Ayhan Abayhan da o dönemin ‘analog ruhunu’ vurguluyor: “Her şey kulaktan kulağa yayılıyordu. Sosyal medyayı geçtim, cep telefonu bile yoktu neredeyse. Keşfetmek değerliydi. Sahnedeki grup bir şarkı çaldığında, ‘Bu neymiş yahu?’ diye arayıp bulana kadar canımız çıkıyordu. Yani o dönemin ruhu, İstanbul’u, her şey bir arada düşünüldüğünde mekan da ayrı bir anlam kazanıyor.” Beş yıl boyunca iyi müzik sunan, müdavim ruhunu hakkıyla yaşatan mekan artık yolu oradan geçenlerin, orayı sahiplenenlerin hatıralarında yaşıyor. Güle güle kaptan, rüzgarın kolayına olsun!