Kuşağımız ve bizden sonra gelen daha da talihsizler için Türkiye’yi eski ve yeni olmak üzere ikiye ayırıyoruz. Eski Türkiye’nin sokakları, barları, semtleri, anıları da hızla değişiyor ve yeniye, daha iyi mi bilemeyeceğim bir şeye, evriliyor hızla.
Oysa yaşadığımız ülkede çok kısa bir zaman dilimine sıkışmış, eski ve yeninin kronolojik anlamsızlığına çok aykırı bir dönem de yaşandı. Evet kısa sürdü ama aslında etkisi zamanı aşıp bir rüzgar gibi önüne kattığı her şeyi değiştirdi, yaşadığımız çağı hatta muhtemelen daha henüz göremediğimiz bir geleceği de etkileyecek. Mekan ve şehir de çok önemsiz kalıyordu bu değişim için. Evet, bu dönem İstanbul’da başladı kağıt üstünde, sadece İstanbulluları ilgilendirdi ama zaten Türkiye’de her şey sonuçta İstanbul’da başlamıyor mu?
İstanbul’da küçücük bir yerde hayat bulan bir fikir zamanla onu görenleri, yaşayanları ve anlatılanlarıyla birikte Anadolu’daki başka başka evlere girip oradaki insanları da etkileyip bu hikayenin bir parçası yapacaktı. Tüm bu ara döneme damgasını vuran şey ise 1993 yılında Maslak’ta bir araba mezarlığının içinde açılan ve gerçek anlamıyla sadece iki sezon sürebilen 2019 isimli gece kulübü ve onun hayatımıza kattıkları olacaktı. Eski ve yeniden bağımsız olarak Türkiye’nin yaşadığı bu dönemi ‘Beyond Türkiye’ yani Türkiye’nin ötesi olarak isimlendirmek gerekir bence. Çünkü duyduklarımıza göre yaşanan şey İstanbul’un, Türkiye’nin ve hatta dönemin şartlarını epey aşan, zamanın ve mekanın epey ötesine götüren bir şeymiş.
Mekan dediğimiz şeyler açılır, kapanır, başka isimle tekrar açılır, tekrar kapanır, dönerci olur kapanır, sonra tekrar açılır… Tarih boyunca pek çok kere yaşadığımız bu değişim bir şehrin hatta ülkenin kültür sanat hayatını, eğlence dinamiklerini değiştirmekte nasıl bu kadar etkili olabildi peki?
Neden?
Çünkü 2019 gece hayatına dair pek çok algıyı yıktı, ezberi bozdu. Ve onu öylece ters yüz edip bırakmak yerine yepyeni bir bakış açısı bıraktı. 2019’un ardından bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Bir kere her şeyi ekonomik olarak değiştirdi. İyi ama çok iyi bir fikrin, o zamana kadar hiç düşünülmemiş vizyoner bir fikrin, yol geçmez bir yerde, bir araba mezarlığının içinde hayata geçirilmesi fikrinin ekonomik anlamda da iyi bir yatırım olduğu anlaşıldı.
Evet iyi bir fikrin varsa insanlar seni buluyor, sen sadece hayallerini geniş tut.
Ceylan Çaplı bu hayali kurdu, uyguladı ve artık hayatımıza elektronik müzik kulübü diye bir kavram girdi. Artık pavyonların, gazinoların, müzikhollerin, hadi ‘diskoteklerin’ de diyelim zamanı bitmiş, gece hayatı bambaşka bir yere evrilmişti. Artık kulüplerin ve kulüp çocuklarının dönemi başlıyordu. Paranın her şeyi satın alması dönemi de kapanıyordu. 2019’da statü parayla değil stil ve eğlenceyle elde ediliyordu. Beyaz yakalılar sırada beklerken marjinaller kapı önü kordonları açılarak içeri giriyordu.
Maslak’ta bir oto sanayi içinde kendisine yer buldu. Bir mekanda sınırsız, dilediğin gibi, kendi kafana göre, istediğin şeyi giyerek ve tam olarak da bunları yaptığın için el üstünde tutularak bir yerde eğlenebiliyordun.
Artık gece hayatındaki kasıntılık da bitmişti. Dünyayı dalga dalga saran özgürlük duygusu Maslak’ta bir oto sanayi içinde kendisine yer buldu. Bir mekanda sınırsız, dilediğin gibi, kendi kafana göre, istediğin şeyi giyerek ve tam olarak da bunları yaptığın için el üstünde tutularak bir yerde eğlenebiliyordun. Tüm bunlar, yani mekanda özgürlük, sınırsızlık, orada yargılanmadan eğlenebileceğini bilmek o ana kadar gay kulüplerde yaşanan şeylerdi ve 2019’la beraber artık ana akıma taşındı. 2019 dönemi aynı zamanda kapalı yerlerde yaşanan gay eğlence dinamiklerinin tüm şehir gece hayatını etkilemeye başladığı da bir dönemdi. Ve her şey karşılığını hem maddi hem de manevi olarak fazlasıyla alıyordu.
İki sezonun ardından kapandığında bile 2019 gece hayatı dinamiklerini etkilemeye devam etti. Artık tek bir yerde değil şehrin her yerinde adımla ulaşabileceğin yerlerde irili ufaklı onlarca kulüp hayat bulmaya başlayacaktı. Ta ki günümüze kadar.
Peki bu fikrin ardındaki Ceylan Çaplı kimdi?
Deli mi? Dahi mi?
Vizyoner mi? Yoksa sadece şanslı mı?
Kimdi Ceylan?
Artık benim de neredeyse bir tarih kadar eski sayılabilecek gazetecilik hayatımda ilk çalıştığım yer olan Milliyet Hafta Sonu Ekler’i için Ceylan Çaplı’yla bir röportaj yapmıştım zamanında. Bunu bir şans olarak görüyorum. Saatler süren ama gazetecilerin baş belası sayfa sıkıntısı nedeniyle bir kısmını yayınlayabildiğim röportajın ham kasetini saklamamayı ise bir aptallık...
Ceylan’la 2003 yılında, 2019 kapanıp da üstünden epey zaman geçtikten sonra, artık basına çıkmaktan tamamen vazgeçtiği, hala devam eden 20’sinde buluşmuşuz. Röportajı kabul etmişti çünkü 20’nin çok iyi bir müşterisiydim. Zaten Çaplı için de yarattığı tüm kulüplerinde sık sık gördüğü yüzler bir süre sonra müşteri olmaktan çıkıp mekanın bir parçası, bir süre sonra da onun arkadaşı oluyordu. Türk misafirperverliği diye dar bir kalıba oturtmak gerekirse eğer belki de sırlarından biri buydu.
Arkadaştık diyemem ama tanışırdık ve ben 2019’u kaçırmış ama sürekli detaylarını dinleyerek yeni yeni partilemeye başlamış, henüz 20’lerimin baharında geleceğe umutla bakan bir gençtim.
Ceylan Çaplı, Tarsuslu parçalanmış bir ailenin çocuğuydu. Yedi yaşında sokaklarda sakız satarak çalışmaya başlıyor, 1976 yılında ise İstanbul’a üniversite için gelip bu sefer de tiyatro gişesinde çalışıyordu. Tiyatrolar, kabareler, pırıl pırıl parıldayan İstanbul bohem hayatı devam ederken bir süre sonra sık sık gittiği mekanlardan birinden "Hadi gel burayı işlet" diye teklif alıyor. O ilk mekanın adı Tekila Bar. Ve orada daha sonra ortağı olacağı ve 2019’u beraber açacağı DJ Mehmet Cavcı’yla tanışıyor.
Tekila’nın hemen ardından ise Talimhane’deki 14’ü açıyor. Sonra da yanındaki 20’yi. Mekanlarla uğraşmak zor olsa gerek, isim bulma meselesini kapı numaralarıyla çözüyorlar.
Talimhane o zaman Taksim’in kıyılarında tuhaf bir bölge, bir süre sonra buranın bir otel cennetine dönüşeceği kimsenin aklına gelmez. O zamanın Beyoğlu’su da bir başka bu arada. Karanlık yönlerine rağmen Beyoğlu’nun da en güzel dönemleri bir yandan.
14, bir gay bar ve burası Zeki Müren’in müdavimi olmasıyla beraber patlıyor. Zeki Müren’siz yıllarına yetişebildiğim 14 için Türkiye’nin Stonewall’u diyebilirim. Dışarısı içerisinden daha kalabalık, Zeki Müren’in tahtı bir köşede duruyor, her daim bir şenlik hali… Çaplı’nın ‘Türkiye’nin ilk gay diskoteği’ dediği 20 ise bir adım ötede, o da en az 14 kadar popüler.
Bir nükleer savaş sonrası insanlık ölmüş. Dünya darma duman. Kalan son insanlar ise hep beraber buluşmak için oksijen çadırının olduğu bir yere geliyor. (Çaplı'nın) Açmak istediği kulüp de işte bu oksijen çadırı ve dünyada kalan son insanlar da bu mekanın müşterisi.
Çaplı, medyanın ilgisi ve en iyi çalışan şey olan fısıltı gazetesininde yardımıyla daha önce kapalı ve kendi içinde bir kitleyle haşır neşir bu gay eğlencesini yavaş yavaş bu iki mekanda ana akıma tanıtmaya başlıyor. Bu iki mekanın popülaritesiyle beraber ise yazlık bir mekan açmak istiyorlar. Ve buna dair bir hayalleri var: Bir nükleer savaş sonrası insanlık ölmüş. Dünya darma duman. Kalan son insanlar ise hep beraber buluşmak için oksijen çadırının olduğu bir yere geliyor. Açmak istediği kulüp de işte bu oksijen çadırı ve dünyada kalan son insanlar da bu mekanın müşterisi.
O mekanı o zaman plaza ve gökdelen kavramından epey uzakta olan, kuş uçmaz kervan geçmez Maslak Oto Sanayi’nin içinde bir araba mezarlığında buluyorlar. O yaz, yani '93 yazında araba hurdalarını kenara çekip bir sahne ve dans pisti yapıyorlar, ses sistemleri araba mezarlığına getirilip kuruluyor, varillerdeki ateş yanmaya başlıyor, DJ’ler turntable’ın başına geçiyor, ilk plak koyuluyor ve mekan kapılarını açıyor…
Sonrası ise tufan.
Türkiye’nin Stüdyo 54’ü kısa süre içinde tahminlerin çok ötesinde bir başarıya ulaşıyor. Celebrity akınından sonra medya bu mekanı kıskaç altına alıyor, içeride yaşananlar (ne kadarının gerçek ne kadarının hayal ürünü olduğunu tam olarak bilmediğimiz) dalga dalga insanlara yayılmaya başlıyor. Ve popülarite arttıkça gözler tamamen buraya çevriliyor. Meclis tarihinde ilk kez bir kulüp için önerge veriliyor mesela. Ama olayların yönünü değiştiren yeni palazlanan Adnan Hoca tarikatının görüntü alınmanın yasak olduğu 2019’a gizli kamera sokup gizlice kaydettikleri görüntüleri servis etmesi oluyor. Bir süre sonra da daha fazla bu olumlu ya da olumsuz ama abartılı ve başa çıkmanın epey zor olduğu reklamla daha fazla uğraşmayıp 2019’u kapatmaya karar veriyorlar.
Ceylan Çaplı’nın hayatı ise bundan sonra gözlerden ve objektiflerden uzak devam ediyor. 20 ile çalışmaya devam ediyor. Bu arada Türkiye artık yeni bir döneme giriyor ve ‘Yeni Türkiye’ dediğimiz çağ başlıyor. Beyoğlu’nun çehresi değiştiriliyor ve Talimhane bölgesinin payına düşen de oteller oluyor. 20 ve 14’ün de içinde bulunduğu parsel satılıyor ve kulüpler kapanıyor.
Şimdi gittiğimiz her kulüpte, dans ettiğimiz her pistte, her after party’de, her rave’de takip ettiğimiz her DJ’de Ceylan Çaplı’nın ve 2019’un bir izi var aslında.
Ceylan Çaplı’ya gazete manşetlerinin tekrar döndüğü tarih ise 5 Şubat 2008. Haberler ‘Ünlü işletmeci evinde ölü bulundu’ başlığıyla çıkıyor. Yedi yaşından itibaren çok çalışma, zirve, özgürlük, Adnan Hocacılar, negatif haberler sonra ise durgunluk dönemine giren hayatı kendisinin çektiği tetikle son buluyor. Teşvikiye Camii’nden kalkan cenazede cami avlusu o zamana kadar gördüğü en marjinal cemaati ağırlıyor. Rastalılar, piercing’liler, dövmeliler her telden eski ve yeni kulüp çocukları kimisi için Ceylan, kimi için de Ceylan Abi denen adamı uğurlamak için buluşuyor.
Bir klişenin arkasına saklanarak "Bir devir kapandı" denilebilir bu hayat için. Ama aslında o devir kapanmıyor. Çünkü etkilediği, ağırladığı ve yetiştirdiği insanlarla '93’ten günümüze hatta daha da ötesine geliyor. Şimdi gittiğimiz her kulüpte, dans ettiğimiz her pistte, her after party’de, her rave’de takip ettiğimiz her DJ’de Ceylan Çaplı’nın ve 2019’un bir izi var aslında.
Gece hayatını hep bir bayrak yarışı gibi düşünürüm. Bir dönemin particileri 2019’la başlattıkları bu yarışı bir sonraki kuşağa teslim ediyor, onlar da bir sonraki kuşağa. Bize gelen bayrağı biz bambaşka bir jenerasyona taşıyoruz.
Kulüplerinde biraz eğlenip, azıcık partileyebildiğimiz bir hayatımız olduysa eğer bunun önemli bir bölümünü Ceylan Çaplı’ya, 2019’a ve orada gördüklerini, yaşadıklarını bir sonraki kuşağa aktaran abi ve ablalarımıza çok şey borçluyuz.
Hayat onlarla güzeldi.
Sonsuz şükranlarımızla…