Hayatım dolmuşlarda geçti. Çok sevdiğim, çok fazla hikaye biriktirdiğim yolculuklar oldu bunlar. Liseden beri kullandığım Bostancı-Taksim hattında karşılaştığım sayısız efsane karakterin yanı sıra yıllardır merakla gözlemlediğim biri vardı: Kahya İlyas. Çokça deli dolu, hep çok yüksek sesli, bazen küfür kıyametli, şahsına münhasır biriydi. Bu hattı sıklıkla kullananlar onu çok iyi tanır, bir-iki kez kullanmış olanlar da asla unutmaz.
Bunca yıldır onunla ilgili en çok dikkatimi çeken şey, hararet içinde bağırıp çağırıp küfürler salladığı sırada bile şoförlerin ve hatta yolcuların ona bir film karakteriymiş gibi gülmesi oldu. Zamanında, ‘altın kızlar’ görünümlü tonton bir kadın yine kendisi gibi tonton arkadaşlarıyla kalkmak üzere olan dolmuşun önünde vedalaşırken, lafı biraz fazlaca uzatıp mucuk mucuk öpüşme seremonisine girdiğinde Kahya İlyas’a fenalıklar gelmiş ve, “Ya hadi be anne hadi, yarım saattir hala vedalaşamadınız!” diye bağırmıştı. Yine gülmüştü herkes.
Durağa bu kez yolcu olarak değil röportaj yapmak için gittiğimde, “Abla merhaba!” diye karşıladı beni gülümseyerek. Durumu anlattım, “Tabii konuşalım,” dedi. “İnternetten yayımlanacak, telefonunuzdan bakarsınız,” dedim. Montunun cebinden neredeyse 90’lardan kalma bir telefon çıkarıp, “Ablacım ne interneti, bende bu var bir tek,” diye cevap verdi.
Durağın arka kısmındaki çay ocağına oturup sohbet etmeye başladığımızda tahmin etmediğim bir hikayeyle karşılaştım. Şoförlerin, “Amirim,” diye hitap ettiği, çokça muhalif, çokça komik, çokça Beşiktaşlı İlyas Keleş, çayını içerken hayatını anlattı.
Kaç yıldır buradasınız?
29 yıldır. Burada sizin gibi çok kişiyi büyüttüm, üniversiteyi okutturdum.
Tabii. Bu meydanın anıtı, AKM’si kadar ünlüsünüz bana göre.
Benden önce daha ünlü biri vardı; abim Mahmut. Rahmetli oldu. Onun yerini ben aldım.
Kaç kardeşsiniz?
Altı.
Nerelisiniz?
Sivaslı. Ama ben doğma büyüme buralıyım.
Daha önce başka bir iş yapıyor muydunuz?
Yapamazdım, cezaevindeydim.
Öyle mi? Ne sebeple?
Siyasi yattım ben. Dev-Sol’dan.
Bayağı eylemlerde miydiniz?
Evet ama insanlara yardımcı oluyorduk, onları seviyorduk. İnsana karşı bizde şiddet olmaz.
Hangi dönemde yattınız?
Ben 12 Eylül kurbanlarındanım. Önce 79’da girdim, üç ay yattım. Çıktım, 12 Eylül’de yaralı yakalandım, buradan (bacağını gösteriyor) kurşun girdi. Mecidiyeköy’e işkenceye gittik.
Ne kadar sürdü?
90 gün. 30 gündü, 30’dan 60’a, 60’dan 90’a çıktı. Ondan sonra mahkemeye çıktık, mahkeme heyetine gider yaptım ben. Hakim, ‘Alın bunu,’ dedi, 10 yıl yattım.
Sol görüşe yakın olmanız aileden mi geliyor?
Yok benim bir ilkokul öğretmenim vardı, Erol Öğretmen. Bana okumayı öğretti. Tipimden dolayı okulda kavgacıydım; müdürden, öğretmenlerden çok dayak yedim. Bir gün baktım Erol Öğretmen bir kitap okuyor, ‘Ben de okuyabilir miyim?’ dedim. Aldı beni, okutmaya başladı. Beni o yetiştirdi.
Kaça kadar okudunuz?
Lise 2’den atıldım.
Neden?
Okuduğum okulu yaktım.
Nasıl yani?
Eylemlerden birinde, sağ-sol kavgasında çatıya çıktım, gazı döküp yaktım. Dışarı çıkıp baktım, dedim, ‘Ne güzel, renge bak.’ Herkes dışarı çıktı. Bunu kim yapar, kim yapar, İlyas. Okul hayatım bitti.
Sizin gözünüz epey kara değil mi? Hiçbir şeyden korkunuz yok.
Şimdi bir laf var: ‘Azdan az, çoktan çok gider.’ Öleceksem öleyim, kalacaksam kalayım. Ben her zaman söylüyorum, benim kaybedecek bir şeyim yok. Bir annem var hayatımda, ‘komutanım’ diyorum ona, o kadar.
Ablacım bana ne hediyeler geliyordu. Bundan iki ay önce bir bayan geldi, benim yolcumdu. Şurada elektrik dairesinde çalışıyordu, emekli olup Amerika’ya gitmişti, çikolata getirmiş. Sevgidir, saygıdır bu.
Yıllardır görüyorum sizi. Bağırır çağırırsınız ama şoförler hep güler. Ne karşılık verirler, ne alınırlar. Nasıl oluyor bu?
Önemli olan kalp. Geçen gün yolcu durakta demiş ki, ‘Bunlar kapışacak.’ Şoför demiş, ‘Abla sen rahat ol, biraz sonra seyret.’ Bağırıyorum çocuklara, 'Şerefsiz, adi, köpek…’ Sonra gittim birinin yanına, dedim, ‘Bir sigara ver lan!’ Yolcu diyor, ‘Ya bu nasıl kavga?’ Önemli olan kalp. Ben hayatta kolay kolay küslük tutmam. İnsanları seveceksin, ama insanına göre.
Nasıl bir düzeni var buranın? ‘Burası karışıyor ben olmazsam,’ diyorsunuz.
Şimdi bak kardeş, buraya gurbetten gelen insanlar var, parayı burada tanıyorlar. Bir bayanı görüyor, bir hanfendiyi görüyor, onu burada tanıyor. Şimdi ben sana bakıyorum, ona bakıyorum ama insan gibi bakıyorum. Bayana direkt baktığın zaman farklı oluyor. Şoförlere, 'Yapmayın bu hareketleri, terbiyesizliktir,' diyorum. Yanlış.
Duraktaki şoförler sizden bayağı bir şeyler öğreniyorlar galiba.
Bunlara diyorum hep, 'Siz davarsınız, yontulmamış ayısınız,' diye. Çoğuna abilik yapıyorum. Karşılıklı ekmek yiyoruz. Bu yolcular bizim ekmeğimiz. Saygı göstereceksin. Kadına toplumdan farklı gözle bakmayacaksın. Gecenin 3’ünde bir bayan geldiğinde farklı gözle bakmayacaksın. Belki çalışıyor kadın ya! Ekmeğine koşturuyor!
Ya da eğleniyor, o da mümkün.
Tabii. O beni ilgilendirmez. O zibidiyi de ilgilendirmez. Eğlenir, doğal hakkıdır. Şimdi bizim toplumumuz öyle bir değişti ki, hepsi aldı başını gidiyor. Eğitim yok, hepsi kabadayı oldu.
Bunca yılda birikmiş çok anınız vardır. Bu hat üzerinde sizi tanımayan yok.
Herkes tanır. Benim burada öyle yolcularım var ki, şirket müdürleri, geliyorlar, ‘İlyas Bey iyi akşamlar,’ diye. Zamanında bir taban yapmışım, insanlara karşı diyaloğum güzel. Ama insanına göre. Geçen gün bir ablamız geldi, şirket müdürü, üzerinde bozuk para yok. Dedim, ‘Abla sen nereye gidiyorsun?’ Dedi, ‘İlyas Bey, bankaya gidip para çekeceğim.’ Dedim, ‘Abla kusura bakma ama biz hıyar mıyız, sen şu arabaya oturur musun?’ Şoföre de, ‘Gel buraya lan!’ dedim, ‘al paranı, abla yabancı değil.’ Ertesi günü geldi abla, evde kocasına da anlatmış, ‘Sen ne içiyorsun?’ dedi. Dedim, ‘Abla ben her türlü içerim.’ (gülüyor) Dört tane birayla geldi sonra, hediye etti.
Başka hediye getirenler oluyor mu öyle?
Ablacım bana ne hediyeler geliyordu. Bundan iki ay önce bir bayan geldi, benim yolcumdu. Şurada elektrik dairesinde çalışıyordu, emekli olup Amerika’ya gitmişti, çikolata getirmiş. Sevgidir, saygıdır bu.
Yolcularla büyük kavganız falan olmuyor herhalde değil mi?
Yok kesinlikle, ben ona müsaade etmem. Ama şöyle oluyor, sapıkları dövüyoruz. Bunu da yapmak zorundayız. Takip ediyoruz, geliyor bekliyor. Araba boş, ön boş, orta boş, kadınların ortasına oturuyor. En sonunda ben tutuyorum, ‘Kardeş sen niye oraya oturdun?’ diye bir tane vuruyorum. Sevmiyorum.
Dövüş sporlarıyla alakanız var mı yoksa içten gelen bir vuruş mu oluyor o?
Yok içten gelen bir şey.
Kaç dolmuş var burada?
264 araba var.
Bir gecede kaç sefer yapıyorlar?
Eskiden bir tanesi altı kere gidip gelirdi, şimdi üçe indi. Eski yolcumu arıyorum ben. Eskiden burada kuyruk olduğu zaman bana, ‘Araba ne zaman gelecek?’ diye sormazdı kimse. Şimdi bunların hepsi internet üzerinden gelen yolcular.
Ne demek o?
Taksim-Bostancı arabasını, buranın mekanını bilmeyen insanlar. Beyoğlu’nda eski eğlence yok zaten. Bütün esnaf kan ağlıyor.
Esnaf sizi çok iyi tanıyor değil mi?
Tabii. Buraya gel mesela, cebinde paran yok. Ben evdeyim, ara beni, kestaneciye ver telefonu, ‘Ablaya ver yol parasını,’ derim, iş bitti.
Haftanın altı gecesi buradasınız. Kaça kadar çalışıyorsunuz?
Pazartesi, salı, çarşamba, perşembe gece 3’e kadar. Cuma, cumartesi de sabah 6’ya kadar.
Bütün gece ayakta yorulmuyor musunuz?
Alışığız işte.
Molanız var mı?
Yoo, bıraktığım zaman karışıyor.
Yemek işini ne yapıyorsunuz?
Şurada ayak üstü yiyorum.
Bir tek pazarları mı çalışmıyorsunuz?
Evet.
N’apıyorsunuz o gün? ‘Dolmuşa biniyorum,’ demeyin!
Ya biner miyim, huylanmışım. Gidiyorum Çengelköy’e, alıyorum üç bira, oturuyorum denize karşı, sakin bir yerde kafamı dinliyorum.
Rakı yok mu, hep bira mı?
Şimdi rakı tek başına içilmez, arkadaşın olur.
Kafama göre birisini bulursam evleneceğim. Bu saatten sonra başka ne yapacağım? Düşüncelerime, fikirlerime göre birini bulursam. Beni anlayan, onu anladığım. Onunla oturacağım, karşılıklı biramı içeceğim. O da ölecek bir gün, ben de öleceğim.
Evli misiniz?
Yok ben evlenemedim. Altı kere nişanlandım.
E kısmet değilmiş.
Kısmet değilmiş, bir de cezaevinde yattığımdan dolayı. Aile olarak, toplum olarak herkes, ‘Ceza yattı, komünist, anarşist…’ deyince vermediler, ayırdılar. Ben de, ‘Umurumda bile değil!’ dedim. Bir keresinde Beşiktaş’ın maçı varken kız istemeye gittik. Annem demiş ki, ‘Fenerbahçe-Beşiktaş maçı var, sakın televizyonu açmayın!’ Biz de gittik oraya, saat 17:00’de açtılar mı maçı. Kayınpeder Fenerbahçe gol atınca zıpladı. Ben de birden kendimi kahvede falan sandım. Dedim, ‘Merak etme şimdi Metin-Ali-Feyyaz işini görecek.’ Saymaya başladılar mı abi golleri. Maçı 5-1 kazandık. Ben uçuyorum. Ama evde olduğumu bilmiyorum, kız istediğimi bilmiyorum. Dedi, ‘Sana kız mız yok.’ Dedim, ‘Beşiktaşım’a feda olsun.’ Ama bazen şeyleri kıskanıyorum, adam hanımının ya da kız arkadaşının elinden tutmuş gidiyor ya. ‘Ulan şöyle şeyleri özledim, ne kadar güzel bir şey,’ diyorum. Yaşamadım bunları.
Hayatınız burada geçti değil mi?
Burada geçti, cezaevinde geçti.
Kaç yaşındasınız?
54 yaşındayım. Nisan 1’de 55’e gireceğim.
Şimdiden kutlu olsun.
Sağolun.
Bu işin en zor tarafı nedir?
Her tarafı zor. Gece bu işin en zor tarafı sarhoşlarla uğraşmak. Ağzından çıkanı duymuyor, işler değişiyor.
En güzel tarafı ne?
Güzel insanlarla muhatap olmak. En güzel tarafı bu.
Peki hedefiniz ne? Bir hayaliniz var mı?
Kafama göre birisini bulursam evleneceğim. Bu saatten sonra başka ne yapacağım? Düşüncelerime, fikirlerime göre birini bulursam. Beni anlayan, onu anladığım. Onunla oturacağım, karşılıklı biramı içeceğim. O da ölecek bir gün, ben de öleceğim.







