MÜZİK

8 Şarkıda Auto-Tune'un Kısa Tarihi

© Serkan Kızılkaya
Cher, Britney Spears, Bon Iver ve Ezhel'i ortak paydada buluşturan şey nedir? Zaman zaman eleştirilse de "auto-tune"un 90'lardan bu yana popüler müziği büyük ölçüde değiştirdiği bir gerçek. İnceledik!
Yazar: Red Bull itibarıyla yayında
Müzikte auto-tune kullanımına yakından baktığımızda birbirinden farklı tarzlarda isimleri görmek mümkün. Etki alanını gittikçe genişleten bu akımdan Türkiye de çok geçmeden payını aldı ve hatta Ezhel’in ilk albümü Müphezhel ile yerli hip hop sahnesinin gerçek manada tam orta yerine oturdu.
Peki iş nasıl bu noktaya geldi?
Auto-Tune'un çıkış hikayesi
Bir jeofizikçi Andy Hildebrand’ın hikayesiyle başlıyor auto-tune. Onlarca yıl petrol endüstrisinde çalışan ve bir akşam yemeğinde hayatının geri kalanında neler yapacağını konuşan Hildebrand, sonuçların bu şekilde olacağından habersizdi.
Aynı zamanda usta bir matematikçi olan Andy Hildebrand, hayatının büyük bir bölümünde petrol şirketlerine data sağladı. "Otokorelasyon" olarak bilinen bir formül ile, okyanus dibine ses dalgaları gönderiyor, sonuçlarını yüzeyden kaydediyordu. Bir akşam yemeğinde Hildebrand’ın arkadaşının “Şarkı söylemek istiyorum ama sesim yeterince iyi değil, bunun için bir cihaz istiyorum,” sözleri işi bambaşka bir noktaya getirmişti. Yıllarca petrol arayarak yaşamını sürdüren Hildebrand, birden bire T-Pain, Cher ve Eiffel 65 gibi isimlerin müziğine dokunan bir "müzik insanı"na dönüştü. Çünkü petrol aramak için uyguladığı “Otokorelasyon” sistemi, Antares Audio Company tarafından yapılandırıldı ve Hildebrand tarafından patenti alınarak auto-tune haline geldi.
1997 yılında, Kuzey Amerika Müzik Konferansı’na giriş yapan auto-tune, hızlı bir şekilde fenomen haline geldi. Normalde “tuhaf” olarak kabul edilmesi muhtemel olan bu cihaz, yirmi yıl sonra müzikte devrimler yaratmaya devam ediyor.

Cher – Believe

Auto-tune duyurulduğunda herkes bunu bir kez denemek istedi ve yaptı da. Bu teknoloji hem stüdyoda harcanan uzun süreyi azaltıyor hem de en az çabayla şarkılara kusursuz bir parıltı veriyordu. Bu yüzden 1997 yılında çıkan şarkıların çoğu mükemmele yakındır. Herkes işin kolayına kaçıyordu fakat bunu farklı bir şekilde kullanmak kimsenin aklına gelmedi, ta ki Cher kullanmaya başlayana kadar! Televizyonda tesadüfen duyduğu bir telefon ses efekti sonrasında, '98 yılında çıkaracağı dans albümü Believe’in tüm ses yapısını yeniden yaratmak istediğine karar verdi Cher. Yapımcı Mark Taylor bunu mümkün kılabiliyordu fakat Cher’in buna vereceği tepki konusunda biraz endişeliydi.
Cher, tuhaf ses kodlayıcı ile “it’s so s-a-a-a-a-d that you’re leavin’” dediğinde, auto-tune’un henüz tespit edilmeyen bir özelliği ortaya çıktı ve robotik ihtişamı gözler önüne serildi. Mark Taylor, yeniden ton ayarı yapma hızını sıfıra ayarladı ve müzik notaları arasındaki doğal geçişler şaşkınlık vericiydi. Böylece sanki şarkıyı söyleyen kişi havalandırmadan nefes alıyormuş gibi bir ses ortaya çıktı. Taylor, bu sesin kopyalanmasını hiç istemiyordu.

Eiffel 65 – Too Much Of Heaven

Auto-tune, tıpkı elektrik gitarın rock'n'roll akımına yaptığı gibi, '90’ların dans müziğinde bir devrim başlatmıştı. Gitarda Jimi Hendrix ne ise, auto-tune’da da Eiffel 65 oydu. Grubun varoluşunun büyük çoğunluğu auto-tune ile tanımlanabilir.
Too Much Of Heaven isimli şarkıda, auto-tune’u dans müziğinden ayırıp rap alanında kullanarak tarihe geçtiler. Auto-tune’un, dans müziğinden hip hop ve R&B’ye kayan yolculuğunda Eiffel 65, kendilerini bir şekilde yeni bir hareketin öncüsü olarak buldu. Etkiyi artırmak için de bilerek bemol notalar seslendirdiler.

T-Pain – I'm Sprung

2003 yılında auto-tune kendini Faheem Rasheed Najm namı diğer T-Pain’in ellerinde buldu. T-Pain, öncesinde dikkatli ve mesafeli bir şekilde kullanılan auto-tune’u gerçekten içselleştiren, onunla bütünleşen ilk müzisyen olabilir. Red Bull TV’de Remix Lab isimli seriyi sunan T-Pain, ilk teklisi I’m Sprung’ı çıkardığında auto-tune kendi sesiymiş sanılacak kadar işlemişti müziğine. 2009 yılında Seattle Times’a verdiği röportajda auto-tune’a ilk olarak farklı olmak ve aynı zamanda dünyanın en iyi şarkıcısı olmadığını kabul ettiği için başvurduğunu söylemişti.

Kanye West – Love Lockdown

Kanye, 2008 yılında dördüncü albümü 808s & Heartbreak’i yayınladığında auto-tune’a da bir prestij kazandırdı. Kariyerinin bir çoğunda soul müzik sample'ları kullanan Kanye, uzun süreli ilişkisinin bitmesi ve annesinin beklenmeyen ölümü sonrası acısını ve sesini melodiye daha fazla katmak istedi. Kanye West’e bunu yapabilmesi için sadece auto-tune gerekli alanı sağladı.
Hawaii’ye T-Pain’i dinlemeye gittiğinde kalbindeki derin yarayı en iyi şekilde müziğe aktaracak sesi de buldu. Auto-tune ile denemeler yapmaya başladı ve bu denemelerin sonucunda Love Lockdown ortaya çıktı. Geleneksel taiko davulları ve metalik bir sesi yan yana getiren West, ortaya olağanüstü bir iş çıkarmıştı.

Ezhel - Şehrimin Tadı

Ezhel'in ilk albümü Müptezhel'in 2010'lu yılların sonuna damgasını vurduğu konusunda hepimiz hemfikiriz. Ama iyi, ama kötü herkesin bir yorumu var. Son zamanların en sansasyonel albümlerinden biri Müptezhel.
Bu albüm tüm medyatik ve diğer gündem yaratan durumların dışında auto-tune kullanımıyla da epey tartışma konusu oldu. Ezhel eski günlerine geri dönmeli diyenler bir cephede, "bırakın gençler oynasın" diyenler diğer cephede. Kim ne derse desin sonuç değişmedi. Ezhel kendi bildiği yoldan ilerlemeye devam etti. Onun açtığı yoldan trap stili Türkiye hip hop sahnesini etkisi altına aldı. Birçok isim bu albümden sonra daha cesur bir biçimde trap yapmaya başladı. Birçok albüm, onlarca şarkı yayınlandı. Müptezhel ve albümün ilk klip şarkısı Şehrimin Tadı fitilin ateşleyicisi olarak önemli bir yere sahip.

Britney Spears – Womanizer

Onun için berbat bir yıl olan 2007’nin ardından, 2009’da yaralarını saran Britney, altıncı albümü Circus’ı yayınladı. Bu dönem auto-tune karşıtı hareketin de güçlendiği bir dönemdi. YouTube’da sürekli auto-tune parodileri yayınlanıyordu. Aynı zamanda Jay-Z de D.O.A. (Death Of Auto-Tune) teklisini yayınlamıştı. Böyle bir dönemde çıkmasına rağmen, auto-tune ile dolu Womanizer şarkısı ile Britney Spears, '99 yılında çıkardığı ilk teklisinden sonra ilk defa İngiltere'de bir numaraya yükseldi.

Black Eyed Peas – Boom Boom Pow

Müzik trend'lerini, farklı stilleri lego parçaları gibi birleştirmesiyle ünlü Black Eyed Peas, Britney Spears’ın auto-tune başarısını fütürist şarkıları Boom Boom Pow ile takip etti. Retro-fütüristik klişelere sırtını yaslayan grup, auto-tune dozunu maksimuma çekti ve geleceğin bu "dijital detayda" gizli olduğuna inandı. Bu şarkıyla auto-tune’un daha geniş bir kitleyi elinde tuttuğunu kanıtlarcasına İngiltere single listelerinde bir numaraya çıktılar.

Bon Iver – Woods

Woods, alternatif müzik cephesinde auto-tune’un kullanıldığı ilk şarkı değil. Bu konuda onurlandırmak gereken aslında 2000 yılında Kid-A albümünü çıkaran Radiohead. Fakat Bon Iver auto-tune kullanınca, ciddi bir etki bıraktı. Bon Iver’ın Woods şarkısı Justin Vernon’un tekrar tekrar “I’m up in the woods, I’m down on my mind,” dediği bir şarkı. Bu ses için can sıkıntısı, histeri ve kederden gelen içten bir ses diyebiliriz. Bu etki biraz Womanizer’ın robotikleşmesine benziyor. Fakat Bon Iver’ın auto-tune kullanması çok daha az tartışıldı.
Bon Iver’le birlikte akustik parçaların auto-tune ile iç içe geçmesi, James Blake ve How To Dress Well gibi birçok alternatif pop müzisyenine ve 2010 yılında My Beautiful Dark Twisted Fantasy albümünde Woods' cover'layan Kanye West’e ilham kaynağı oldu.