Yerli rap sahnesi, son yıllarda en popüler dönemlerinden birini yaşıyor. Bu yeniden yükselişin önemli aktörlerinden biri de Kamufle. Yeni nesil müziğin destekçisi Red Bull Warm Up sanatçısı Kamufle, 2015'te yayınladığı Hayale Daldım albümü ve farklı iş birlikleriyle yerli sahnenin rüştünü ispat eden isimlerinden biri oldu.
Şimdi Kamufle için yeni bir sayfa açma zamanı. Adını hayatı boyunca kullandığı otobüs hattından alan 19T'den ilk üç şarkıyı yayınlayan Kamufle'yle yeni albümü ve sonrasındaki planlarını konuştuk.
Eylül ayında Instagram hesabını sıfırlayarak yeni albümün tanıtma sürecine girdin. Kısa kısa teaser’lar, albüm adı duyurusu… Bu sıfırlanma süreci yepyeni bir dünyaya giriş miydi senin için?
90’lı yıllarda hip-hop yapan MC’ler, albümlerinin çıkmasına 1 yıl kala kendini unutturur ya da tam tersi, bir sansasyon yaratır. İkisi de dikkat çeker. O da şimdi sosyal medyaya uyarlandı tabii. Travis Scott veya Kendrick Lamar tüm paylaşımlarını hesaplarından kaldırınca “Albüm geliyor” adeti ortaya çıktı. Ben de ona ayak uydurdum, güzel de bir fikir. Yeni bir sayfa açıyorsun, yaptığın müziği sosyal medyada ilerletiyorsun… Ben yeni bir sosyal medya kullanıcısıyım, tuşlu telefon kullanıyordum. Son bir 5-6 senedir sosyal medyayla içli dışlıyım, müziğim artık oradan ilerliyor. Öyle bir taktik kullanalım dedik. Çünkü çok eski fotoğraflar da vardı, bir temizledik.
Albümü hazırlarken nelerden etkinlendin?
Ben genellikle rap müziğin soul funk sound’larını severim. Tribe Called Quest, De La Soul, Rapman… Eskiden beri hep bu tarza merakım vardı. Funky hip-hop karışımı… Öncelikle buralardan esinleniyorum tabii. Kendi müziğimiz, iç anadolu-doğu sentezleri, hem vokal hem enstrüman olarak… Notaları, arpejleri hem doğuya hem batıya sektirmeyi seviyorum.
Bas gitar da çok önemli benim için. İyi bir rap şarkısı yapan groove’dur tamamen, onun üzerine rap yaparsın. O yüzden onlara önem gösteriyor, yoğunlaşıyorum. 60’lı 70’li yılların plaklarından 2-3 saniyelik sample’ları taban yapıp MPC’nin üzerinde altyapı hazırlayıp aranje ediyorum veya ekipçe ediyoruz. Bu yöntemle müziğimi şekle sokmayı, ilerletmeyi seviyorum.
İlk albümün devamı gibi diyebilir miyiz? Yoksa daha farklı bir yol izlendi mi…
İlk yasal albümümü soruyorsun sanırım, çünkü esas ilk albümüm 2004’te falan çıktı. Ona da çok albüm denemez, o yaşlarda yaptık bir şeyler… (Gülüyor)
Hayale Daldım’ı baz alırsak, Da Poet’le yapmıştık albümü. 19T’ye başlarken de oturup birkaç yıl aradan sonra Hayale Daldım’ı dinledik önce. “Bunun üstüne çıkalım” dedik, Da Poet tüm altyapıları ve aranjeleri yaptı, ben de ufak dokunuşlarda bulundum aranjelerde. Buğra Kunt mix ve mastering’i yaptı. Çok değerli arkadaşlarımla düet yaptım. Hayale Daldım’ın üzerine çıktım diyebilirim…
Da Poet’ten bahsetmişken, onunla çalışmak nasıl kolaylıklar sağladı?
En büyük kolaylığı 10 yıllık arkadaşım olması zaten. Müzik yaptığımız çevremiz hep aynı insanlar zaten. 90BPM tayfası, Ağaçkakan… O genre’ı bilirsiniz zaten, biraz daha experimental hip-hop tarafında olan arkadaşlarla birlikteyiz sürekli. O yüzden neyi sevdiğimizi, karakterimize göre hangi müziğin nasıl çıkacağını biliyoruz. Sound’unu ben çok seviyordum zaten Da Poet’in, arkadaş olduktan sonra da kafamız uyuştu. O yüzden müzik yaparken sırtımı dayayabiliyorum ona, hiç gözüm arkada kalmıyor. Aynısı Buğra Kunt’la çalışırken de geçerli. Ekibimi seviyorum.
Seni farklı insanlarla olan işbirliklerinle de tanıyoruz. Bu albümde yer alan konuklardan bahsedebilir miyiz?
Albümde Deniz Tekin, Ezhel, Anıl Piyancı, Can Kazaz, Ahiyan, Barış Demirel var. Aynı zamanda Ezhel’le olan düette çağlama riff’leri var, onları Kaan Boşnak çaldı mesela. Sıkıcı ve Monoton şarkısında Yüzyüzeyken Konuşuruz’dan Can Tunaboylu çaldı bas’ları. Barış Demirel trompetiyle eşlik etti bana 2-3 şarkıda. Bas gitarlarda yeri geldi Da Poet, yeri geldi yine Can çaldı. Güzel, müzik yapmayı seven insanlar olduğunu düşünüyorum hepsinin. Zaten Ezhel, Anıl Piyancı benim çok eski arkadaşlarım. Rap’e beraber başladığım insanlar. Hepsi müzik yaptığım, muhabbet ettiğim, sosyalleştiğim insanlar.
Bir konsept var mıydı peki bu konukları çağırırken kafanda?
19T albümünün vizyonu genel olarak hikâyeleştirmek. Küçüklüğünde, ergenlik çağında, liseye gittiğin yıllarda otobüse binip kafanı cama yasladığında hayaller kurarsın. Ya da işten eve döndüğünde günün kritiğini yaparsın. Veya bazen sinirlenirsin, otobüsle eve giderken kendini sorgularsın. 12 şarkıda da 12 farklı ruh hali var. Bu 12 farklı ruh halinin içerisinde de 12 farklı hip-hop kategorisi, rap yapış stili var sound olarak. Hem doğu hem batı sentezli… Caz konseptli işler, break ritimler, low fire ritimler… Hepsini gündelik yaşam hikâyelerinin, insanların “Ulan ben de böyle yaşıyorum” diyebileceği bir dünyanın içinde harmanladık. 19T’nin öyle bir vizyonu var. Böyle olduğu için doğal olarak benim de yanımda arkadaşlarım olmalı. Müziğine güvendiğim, tarzını, duruşunu, vizyonunu sevdiğim arkadaşlarım… O şekilde ilerliyor yani.
19T ismi tam olarak ne zaman aklına geldi?
Aslında daha önce 19T adında bir albüm değil de şarkı düşünmüştüm. Hayale Daldım dönemleri bile vardı, hatta o albümdeki bir şarkının adı bile olabilirdi 19T. Ama olmadı, nedenini bilmiyorum. Ruh halim değişti veya “Aman canım boş ver, şarkının konusu neyse öyle ilerleyelim” demiş olabilirim. Son üç yılda bunun net kararını verdiğimi söyleyebilirim ama. Buraya gelirken de 19T’ye bindim önce, sonra buraya geldim. Ya da sabah gittiğim radyo programı için de sabahın 6’sında 7’sinde uyanıp 19T’ye binerek gitmiştim. Liseye gittiğimde 19T’ye binerdim, ilk albüm anlaşmamı yaptığımda, ilk konsere gittiğimde… Hayat benim için hep 19T’ye binerek başlıyor yani. Evimin önündeki otobüs durağından geçen otobüs 19T. Ve onun içinde yaşadığım birçok anı var. Onları temsil etmek istedim albümün ismi, bence tatlı da oldu.
Yeni albümde farklı tarzlara yöneldin mi? Trap gibi mesela?
Öncelikle şunu söyleyeyim: Trap bir müzik sound’u değil, yaşayış şeklidir. Bizim yeni dönemdeki rapçiler de bunu tam olarak kavrayamıyor. ABD’de trap house’lar vardır. O civarda takılanlara da ‘trap kid’ derler… O yaşam şekline verilen isimdir trap. O müzik sound’u da ‘dirty sound’ veya ‘crank’ olarak adlandırılır, Atlanta sound’udur. 2000’lerin başında da kullanılıyordu. Ama işin içine autotune ve o bahsettiğim yaşam tarzı girince bir müzik sound’u gibi bir havaya büründü. O sound’da bir şey soruyorsanız, var. 12 şarkıda da kendimi tekrar etmemeye özen gösterdim.
Albüm sonrası planlar ne?
Benim en büyük amacım bol bol konser vermek. Ben bu işin sadece stüdyoda değil, en önemli kısmının sahnede olduğunu düşünüyorum. Çoğu MC stüdyoda aslanlar gibi söyleyip sahnede dökülebiliyor. Bizim için önemli olan, albümü yaptıktan sonraki en büyük aşama sahnedir. Olabildiğince konser vermek istiyorum. Bu da seyircinin albümü değerlendirme şekline göre değişecektir elbette.
Seni Red Bull Music Festival Istanbul’da da izlemiştik 2018’de. Festivallere gelen herkes senin kitlen olmayabilir, farklı insanları kazanman gerekebiliyor… Yeni albümdeki şarkılarla bunu daha rahat yapabileceğini düşünüyor musun?
Altına imzamı atarım. Çok net.
Yeni şarkıların canlı performansı için “Burası canlı performansa uygun olmayabilir, değiştirelim” dediğin oldu mu?
Öyle bir kaygım olmadı. Yaptığın her şarkıyı sahnede iyi performans edebilmek seninle seyirci arasındaki enerjiye bağlı. Belki çok hareketli bir şarkıda lirikler uymaz ve yükselemezler. Bazen düşük, duygusal bir şarkı yaparsın; çakmaklar yanar, ışıklar söner. O tamamen sanatçıyla seyirci arasındaki bir muhabbet. Ben “Şu şarkı zıplatır, bu şarkı indirir” mantalitesiyle müzik yapmayı çok tercih etmiyorum.
Genel olarak canlı performansa nasıl bir yansıma olacak sence?
Geçenlerde Babylon’da 90BPM’le bir konserimiz vardı, yeni albümden üç şarkı okudum. Üçüne de çok güzel tepkiler geldi. İlk defa dinlemelerine rağmen ikinci seferde nakaratı tekrar ediyordu insanlar.
Peki albümü tam olarak ne zaman dinleyebiliriz?
4 ay sonra. Dijital platformlarda her ay üç şarkı olacak şekilde servis edeceğiz. İnsanlar artık müziği biraz çabuk tüketiyor. Biz de insanlara sindire sindire servis edeceğiz, her üç şarkıda da bir de bir video klip çekmeyi planlıyoruz. Diğer şarkıları da görsel olarak süslemeye çalışacağız tabii ki.
Red Bull Warm Up’ın ilk sanatçılarından birisin. Aradan geçen yıllarda hip-hop Türkiye’deki en popüler yıllarını yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Senin için bu süre nasıl geçti? Red Bull Warm Up’a girerken düşündüğün yerde misin?
5-6 yıl geriye gittiğimizde Red Bull’un çok büyük katkısı oldu, hala da yanımdalar. Hepsine sonsuz teşekkür ederim. Red Bull ailesiyle hem Warm Up’ta hem de Red Bull BC One’da sunucuyken beraberdim. 2-3 sezon sunuculuk yaptım. Red Bull’la beraber birçok şehre gittik, birçok etkinliğe katıldık. Bugün de yeni albümle birlikte buradayım. Değişen şey müzik, ama bizim Red Bull’la olan ilişkimiz aynı.
Red Bull Warm Up demişken, yeni nesilden ilgini çeken isimleri sorsak?
Yeni nesilden ise Ahiyan var, Baneva mükemmel bir yetenek. Şam çok iyi, Ankara’dan Green diye bir kardeşim var. Henüz 17 yaşında ama çok yetenekli. Mesela Baneva’yı ilk tanıdığımda “Biz taş mı yiyeceğiz” demiştim. Aynısını rahmetli Vio’yu ilk dinlediğimde de söylemiştim…