Basketbol

Avrupa Kupaları’ndaki 7 Unutulmaz Başarımız

© Getty Images
Fenerbahçe Beko ve Anadolu Efes, bu sezon EuroLeague’de bir ilki başarabilecekler mi? Bu sorudan yola çıktık, basketbol kulüplerimizin Avrupa’daki yedi harikasını listeledik!
Yazar: Red Bull itibarıyla yayında
Tahincioğlu Basketbol Süper Ligi’nde rekabet kızışırken, ülkemizi Avrupa’nın kulüpler düzeyindeki bir numaralı organizasyonu olan EuroLeague’de temsil eden iki ekibimiz de iddialarını sezon sonuna taşımak üzere. Zalgiris Kaunas'ı dört maç sonunda alt ederek, Vitoria’da düzenlenecek Final Four’da üst üste beşinci kez Avrupa'nın zirve organizasyonunda yer almaya hak kazanan Fenerbahçe Beko’nun hedefi, 2017’deki başarısını yinelemek ve Avrupa’nın en büyüğü olmak. Barcelona Lassa karşısında saha avantajını koruyan Anadolu Efes ise tam 18 yıl aradan sonra Final Four sahnesine geri dönmeye çok yaklaştı.
Kulüplerimizin Avrupa’nın zirvesinde kendini gösterdiği böyle bir dönemde, biz de bu noktaya gelmemizde payı olan tarihî dönüm noktalarının üzerinden geçmek ve hafıza tazelemek istedik.

1993 FIBA Avrupa Kupası Finali / Torino, İtalya

Efes Pilsen: 48 Aris: 50
22 Şubat 1992’de Halil Üner’in istifasıyla Efes Pilsen koçluğuna getirilen Aydın Örs, o sezonun sonunda lacivert-beyazlılara doksanlı yıllardaki beş lig şampiyonluklarından ilkini yaşatmıştı. Ertesi sezon halihazırda ligin en dominant oyuncularından biri olan Larry Richard’ı ve 24 yaşındaki Makedon guard Petar Naumoski’yi de Merter’e getiren Efes Pilsen, bu ikiliye Volkan Aydın, Ufuk Sarıca, Tamer Oyguç ve kenardan da Kaptan Taner Korucu’yu ekleyerek altı kişilik bir rotasyonla hem Türkiye’de hem Avrupa’da önüne geleni alt etmişti.
Türkiye Ligi’nde sezonu 37’de 37 yaparak, namağlup şampiyon bitiren lacivert-beyazlılar, Türkiye’ye basketboldaki ilk Avrupa kupasını getirmek için de kararlıydı. Daha sonra Saporta Kupası olarak anılmaya başlayacak, kıtanın kulüpler düzeyindeki iki numaralı kupasında yer alan Efes Pilsen, grubunu CAI Zaragoza, Olimpija Ljubljana ve CSKA Moskova gibi takımların önünde birinci bitirmiş, yarı finalde de İsrail temsilcisi Hapoel Galil Elyon’u her iki maçta da mağlup ederek finale adını yazdırmıştı.
Ancak Torino’daki final, Efes Pilsen’le birlikte uzandığımız vadedilmiş topraklarda kaldırılan ilk kupaya sahne olmak yerine, bugün daha çok Naumoski’nin çemberin iki yanına çarpıp dışarı çıkmaya karar veren topuyla hatırlanıyor. Tabii ki bir de azılı Aris taraftarlarının maç sonundaki taşkınlıkları ve Efes Pilsen oyuncularının üzerinde uçuşan sandalyelerle.
Tamer Oyguç, Efes Pilsen (1995-96)
1996 Koraç Kupası, bir milat!

1996 FIBA Koraç Kupası Şampiyonluğu / İstanbul, Türkiye & Milano, İtalya

Efes Pilsen: 76 Stefanel Milano: 68
Stefanel Milano: 77 Efes Pilsen: 70
Efes Pilsen’in 1993’teki final yürüyüşü Türkiye’de daha fazla kişinin gözünü parkelere çevirmesine yardımcı olsa da, Torino’da sarı-siyah tribünler önünde oynanan finaldeki tablo da gösteriyordu ki basketbolumuz bir Avrupa Kupaları geleneği oluşturma konusunda henüz emekleme aşamasındaydı. Ertesi yıl Efes Pilsen’in bu kez bir numaralı kupada çeyrek finale kadar çıkıp Barcelona’ya elenmesi, Saporta ve Koraç Kupası’nda TOFAŞ, Fenerbahçe, PTT ve yeni kurulan Ülkerspor’un da lacivert-beyazlılara eşlik etmesiyle birlikte bir kültür yavaş yavaş şekillenmeye başlıyordu. Bu harekete yeni bir ivme kazandırmanın tek yolunun, bir kupa kaldırmaktan geçtiği anlaşılmıştı.
Larry Richard’ın yerini artık yükseklerden uçan Conrad McRae almış, mesafe tanımayan şutlarıyla Murat Evliyaoğlu’nun ve henüz yirmilerinin başında olan Hüseyin Beşok ve Mirsad Türkcan’ın katılımıyla rotasyon da genişlemişti. Gelgelelim, Koraç Kupası o yıl belki de kendi tarihinin en ağır şampiyonluk adaylarıyla donatılmıştı ve Fenerbahçe karşısında ikinci maçta korkulu rüya görmesine rağmen yarı finale adını yazdıran Efes Pilsen, iki İtalyan devini saf dışı bırakmak mecburiyetindeydi. İlk rakip, Sergio Scariolo’nun çalıştırdığı, Aleksandar Djordjevic ve Carlton Myers gibi iki süperyıldıza sahip Teamsystem Bologna’ydı. Ufuk Sarıca’nın 34 sayılık patlamasıyla hatırlanan ilk maçtan sonra, İtalya’da sallanan potalarla da mücadele eden Efes Pilsen nihayet finaldeydi.
Abdi İpekçi’den yayılan basketbol ateşi, Murat Murathanoğlu ve İsmet Badem’in anlatımlarıyla Türkiye’ye nakledilen deplasman maçlarıyla birlikte ülke spor tarihi için yeni bir milat oluşturmuştu. “Petar Naumoski ve Efes Pilsen hücumu” repliği ölümsüzleşmiş, Efes Pilsen maçlarında bir milli maç atmosferi yakalanmaya başlamıştı. Ve nihayet 13 Mart 1996 tarihinde, kupaya uzanan lacivert-beyazlı ekip oluyor ve üç yıl önce yarım bıraktığı cümleye son noktayı koyuyordu. Milano’da sahadan üzgün ayrılanlar arasında, Avrupa basketbolunun efsaneleri Nando Gentile, Dejan Bodiroga, Gregor Fucka, Rolando Blackman ve Koç Bogdan Tanjevic’i görmek mümkündü.
Ertesi sezon aynı kupanın finalinde TOFAŞ, literatüre Kara Perşembe olarak geçen bir gecede Aris’e mağlup olarak büyük bir travma yaşayacaktı. Ama Türkiye basketbolu, bu tür hayal kırıklıklarıyla baş edebilecek bir ekol olma yolunda ilk adımlarını sağlam bir biçimde atmıştı bile.

2000 FIBA EuroLeague Final Four / Selanik, Yunanistan

Panathinaikos: 81 Efes Pilsen: 71
Barcelona: 69 Efes Pilsen: 75
Final Four kapısını defaatle aşındıran Aydın Örs yönetimindeki Efes Pilsen, Kara Perşembe’nin diğer ayağında ASVEL karşısında büyük bir hüsran yaşamıştı. Fransız ekibiyle üç yıl sonra yine aynı kavşakta buluşan lacivert-beyazlılarda artık koç koltuğunda Örs’ün öğrencilerinden Ergin Ataman oturuyordu. Takımın skor lideri Fenerbahçe’den o sezon transfer edilen İbrahim Kutluay’dı, Koraç Kupası’ndaki zafer sezonunda geniş kadroda yer alan ama finalde sahaya çıkmayan Hidayet Türkoğlu ise NBA’e gitmeden önceki son sezonunda direksiyonu ele geçirmişti. Damir Mulaömerovic ile Predrag Drobnjak arasındaki ikili oyunlar, Avrupa basketbolundaki en güvenilir skor reçetelerinden birine dönüşmüştü. Ve tıpkı Örs’ün ilk final kadrosu gibi, bu takım da kader maçlarını genellikle 6-7 kişilik bir rotasyonla oynuyordu.
30 Mart 2000 tarihinde Moustapha Sonko’nun yarı sahadan savurduğu top havada süzülürken tüm Abdi İpekçi nefeslerini tutmuş, sonunda uzun süredir beklenen bir başarıyı müthiş bir coşkuyla kutlamıştı. Selanik’te kötü bir kura çekerek evinde şampiyonluğa odaklanmış Yunan ekibi Panathinaikos’a toslayan Efes Pilsen’in macerası final göremeden noktalanacaktı ama o gün kırılan psikolojik bariyer, belki de İbrahim, Hidayet, Hüseyin ve diğerlerini 2001 yazındaki Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda sıra dışı bir yürüyüşe hazırlamaktaydı. Ama o final, başka bir listenin konusu...

2012 FIBA EuroChallenge Şampiyonluğu / Debrecen, Macaristan

Szolnoki Olaj: 60 Beşiktaş Milangaz: 64
Beşiktaş Milangaz: 91 Elan Chalon: 86
Listenin bir önceki maddesinden buraya gelmek için 12 yıllık bir sıçrama yapmamız gerekiyor. Birçok kulübümüzün bütçe düşürmesine, bazılarınınsa A takım seviyesindeki basketbol faaliyetlerini durdurmasına yol açan 2001 ekonomik krizinin etkileri Efes Pilsen’i bir süre Avrupa yarışmasında yalnız bırakmıştı. Aydın Örs’ün bir başka öğrencisi Oktay Mahmuti’nin imzasını attığı kişilikli bir basketbolla Efes Pilsen zirveyi kovalamaya devam ediyor, ancak tıpkı doksanlarda olduğu gibi, çoğunlukla Final Four kapısını aşındırmakla yetiniyordu.
NBA Oyuncu Sendikası ile takım sahipleri arasındaki müzakerelerin uzaması, 2011-12 sezonunun oynanmasını tehlikeye atınca Avrupa’da küçük keşif seyahatlerine çıkan isimlerden biri de Deron Williams olmuş, FIBA’nın kulüplerdeki üç numaralı kupasını farklı bir kalite düzeyiyle tanıştırmıştı. Williams sezonu Akatlar’dan uzakta, ait olduğu yerde tamamlasa da, onun başlattığı hikâyeye takım arkadaşları nokta koyuyor ve o sezon Beşiktaş müzesine taşınan üç kupadan biri, FIBA EuroChallenge şampiyonluk kupası oluyordu. Oyun kurucu pozisyonunun anahtarlarını devralan isim Porto Rikolu Carlos Arroyo olurken, Final Four’un en değerli oyuncusu ise Pops Mensah-Bonsu seçilmişti.
Galatasaray, 2015-16
Abdi İpekçi'nin hafızalarda yer eden son karelerinden biri

2016 EuroCup Şampiyonluğu / Strasbourg, Fransa & İstanbul, Türkiye

SIG Strasbourg: 66 Galatasaray Odeabank: 62
Galatasaray Odeabank: 78 SIG Strasbourg: 67
2012’de Beşiktaş’ın başındayken imza attığı üçlemeden dört yıl sonra, Ergin Ataman bu kez İstanbul’un bir başka büyük kulübü Galatasaray’ın başında yeni bir Avrupa şampiyonluğuna gözünü dikmişti. Sarı-kırmızılı taraftarların bundan yıllar geçse de ezbere sayabilecekleri Errick McCollum-Sinan Güler-Vladimir Micov-Blake Schilb-Stephane Lasme beşinin yanı sıra, sezon ortasında Chuck Davis ve Curtis Jerrells gibi iki önemli yan parça daha bulan Galatasaray, Strasbourg önünde oynadığı 80 dakika boyunca bir an bile kupayı elinden kaçıracakmış gibi bir görüntü vermeyecekti. Lakin çeyrek finaldeki Bayern Münih eşleşmesi ve özellikle de Kanarya Adaları’nda inanılmaz dramatik bir sonla geçilen yarı final düşünüldüğünde, Galatasaray’ın o sezonki “son topa kadar” düsturu daha iyi anlaşılıyordu. Sinan Güler’in elleri arasında yükselen kupa da Abdi İpekçi Spor Salonu’ndan geriye kalan son zafer karelerinden biri olarak basketbolseverlerin müşterek hafızasına kazınmış durumda.

2017 Turkish Airlines EuroLeague Şampiyonluğu / İstanbul, Türkiye

Fenerbahçe: 84 Real Madrid: 75
Fenerbahçe: 80 Olympiakos: 64
2013 Temmuz ayında Avrupa basketbolunun en çok kazanan koçu Zeljko Obradovic’in Ataşehir’e getirilmesi, ertesi yıl onu kıtanın en deneyimli basketbol yöneticilerinden Maurizio Gherardini’nin takip etmesiyle, Fenerbahçe’nin doksanlı yıllarda Efes Pilsen’in üstlendiği misyonu devralmasının önünde hiçbir engel kalmamıştı. Fenerbahçe’nin kiracı değil, gerçek anlamda ev sahibi olduğu Ülker Spor ve Etkinlik Salonu, sarı-lacivertli taraftarların Kadıköy’den sonra mesken tuttukları ikinci adres olmuştu ve böylelikle Türkiye basketbolunun bir kulübü daha gözünü en tepeye dikmişti.
Fenerbahçe, zirveyi sahiplenmek için birkaç hayal kırıklığı atlatmanın işin kuralı olduğunu deneyimleyecekti önce. 2015’teki tarihî Final Four başarısından sonra, ligde Pınar Karşıyaka’ya bir final kaybetmiş ve ertesi sezon da Berlin’deki Mercedes-Benz Arena’da Avrupa’nın en büyük kupasından bir ribaund kadar uzağa düşmüşlerdi. 2017’de sahne İstanbul’a taşınmıştı; Obradovic gibi müthiş bir “kazanan” için Boğaz’ın karşı kıyısında toplanacak Avrupa’nın dört büyüğü arasında yer almamak düşünülemezdi. Sezon boyunca Kostas Sloukas, Bogdan Bogdanovic ve Ekpe Udoh’un sakatlıklarıyla epeyce bir hasar gören Fenerbahçe, Sinan Erdem’e tam kadro çıkmayı becerecekti. Panathinaikos serisinde başka bir seviyeye çıkan ve artık Avrupa sınırlarına sığmadığını açıkça ilan eden Bogdanovic, ilk ateşi yakmıştı. Sinan Erdem’de sahneyi devralan kişiyse Udoh’tu; Real Madrid’e karşı yaptığı 18-12-8 ve savunmadaki ürkütücü varlığıyla, Final Four tarihinin gördüğü en dominant performanslardan birine imza attı. Finalde karşısında sürpriz bir rakip gören sarı-lacivertliler, Vassilis Spanoulis ve arkadaşlarına karşı, tam da Koç Obradovic’in isteyeceği gibi kusursuz bir makine düzeniyle üstünlük kurdular ve Avrupa’nın bir numaralı kupasını, bir 19 Mayıs akşamında Türkiye sınırlarına getirdiler.
David Blatt, Darüşşafaka (2017-18)
Blatt'in Türkiye'deki mirası, saygıyı hak ediyor

2018 EuroCup Şampiyonluğu / Krasnodar, Rusya & İstanbul, Türkiye

Lokomotiv Kuban: 78 Darüşşafaka: 81
Darüşşafaka: 67 Lokomotiv Kuban: 59
Fenerbahçe’nin zirveyi gördüğü 2016-17 sezonunda Türkiye, tarihinde ilk kez EuroLeague’de dört takımla temsil edilmişti. Fenerbahçe’nin başardıklarından ilham bulan yeni organizasyonlar oyuna dâhil oluyor, bütçeler yeniden artıyor ve oyuncularla birlikte coaching kalitesinde de yükseliş gözleniyordu. 2016 yazında Türkiye’ye gelen bu özel koçlar arasında David Blatt de vardı. 2007 Eurobasket şampiyonu Rusya’nın, 2014 EuroLeague şampiyonu Maccabi Tel Aviv’in ve 2015 NBA finalisti Cleveland Cavaliers’ın başarılarında taktik tahtasını elinde bulunduran Blatt, 2017-18 sezonunda kariyerinin en özel takımlarından birini yarattı.
Önceki sezona göre çok daha mütevazı bir bütçeyle yola çıkan, isim sponsorunu kaybetmiş Darüşşafaka’dan hiç kimse bir Avrupa şampiyonluğu beklemiyordu. Lideri Scottie Wilbekin’le sıra dışı bir ilişki kuran Blatt, öğrencisinin Bayern Münih’e karşı 41 sayıyla hem kendi kariyer rekorunu hem de turnuva rekorunu tuzla buz ettiği anları gururla izliyordu. Ama Blatt, sadece Wilbekin’in skor patlamalarına sırtını yaslayarak şampiyon bir takım yaratamayacağını bilecek kadar deneyimliydi. Sezon boyunca sadece üç kez mağlup olan Daçka, Blatt ile kariyer sezonlarını yaşayan Howard Sant-Roos, Micheal Eric, James Bell, Stanton Kidd, JaJuan Johnson, Doğuş Özdemiroğlu ve Kartal Özmızrak’ın dönüşümlü olarak maçların kilidini çözdüğü müthiş bir play-off sonrasında kupaya uzanıyordu. Blatt, Darüşşafaka’ya kulüp tarihinin ilk Avrupa şampiyonluğunu getirmekle kalmamış, arkasında bir daha geri döneceklerine ihtimal verilmeyen EuroLeague sahnesine bir bilet de bırakmıştı.