Mert Fırat
Sosyal İnovasyon

"Bir Girişimcilik Macerasına Atılmam Kaçınılmazdı"

© Red Bull
Red Bull Basement University jüri üyesi, oyuncu ve sosyal girişimci Mert Fırat sorularımızı yanıtladı.
Yazar: Aras Keser itibarıyla yayında
Red Bull Basement University dünya çapındaki yeni neslin değişim öncülerini inovatif projeler yaratmaya ve daha iyi bir öğrenci yaşamını inşa etmek için üretmeye davet ediyor. En yenilikçi, yaratıcı ve sosyal etkisi en yüksek teknoloji Kanada'nın Toronto şehrindeki Küresel Red Bull Basement Atölyesi'ne katılım şansı yakalayacak.
Red Bull Basement University'nin jürisinde yer alıp projeleri değerlendirecek isimlerden biri de oyuncu Mert Fırat olacak. Yetenekli oyuncuyla hem girişim ekosistemini hem de kendisinin girişim hikayesini konuştuk.
Girişimcilik maceranız nasıl başladı, sizi bu alana iten ilk şey ne oldu?
Genelde en uçsuz bucaksız kavramların tanımı sorulur; misal “Sanat ve sanatçının tanımı nedir?” sorusu galiba en sık sorulan soruların başında geliyor. Bana göre sanatçı bir ihtiyacı, sözü, fikri ve bakış açısını toplumla buluşturan kişidir. Bu noktada Antik Çağ’da mağara resimleri yapan insan da, bugün tiyatro sahnesine çıkan kişi de veya marangoz da bir sanatçıdır aslında. Duruma bu açıdan baktığınızda girişimcilik macerasına atılmamanız kaçınılmaz oluyor. Çünkü siz bireysel olarak bir şeyler üretip bunu kitleyle paylaşırken, aynı zamanda başkalarının ihtiyacını, sözünü, fikrini ve bakış açısını insanlara ulaştırmasında aracı olmak istiyorsunuz. Günün sonunda işin özüne baktığınızda bu da bir sanat aslında. DasDas’ı kurma serüvenimiz de buradan hareketle başladı. Harun Tekin, Koray Candemir ve Didem Balçın’la hem yıllara dayanan çok yakın bir dostluğumuz var hem de bu bakış açısı yönünden aynı yerdeyiz. Muzaffer Yıldırım da bu anlamda sanatın pek çok formunun kitlelere ulaşmasını sağlamada öncü bir isim. Böyle kişilerle bir araya geldiğinizde bir girişime imza atmamanız gerçekten imkansız.
DasDas’ı kurduğumuzda sadece tiyatro oyunlarının sahnelendiği, bizim tiyatro oyunları ürettiğimiz ve de konserlere ev sahipliği yapan bir kültür-sanat mekanıydı. Böylesine bir girişime başladığınızda hayalleriniz de büyüyor ve hep “Evet, şimdi ne yapıyoruz?” sorusu kafanızda en sık dönen soru oluyor. O girişimi bambaşka yerlere taşımak istiyorsunuz. Bugün Metropol İstanbul’daki yeni yerimize baktığınızda DasDas artık bir kültür-sanat ve yaşam merkezi. Kitlelerle buluşturduğu disiplinlerin sayısı her geçen gün artıyor. Atölyeler düzenliyoruz, söyleşiler gerçekleştiriyoruz ve kapımızı olabildiğince çok sayıda tiyatro oyununa açıyoruz, biz sürekli “Ne üretebiliriz?”in peşindeyiz, kendi oyunlarımızı sahneye koyuyoruz. Birbirinden farklı müzik türlerinin en başarılı temsilcilerini ağırlıyoruz. Tüm bu yaptıklarımıza aldığımız reaksiyonlar ise bizi hep girişimcilik maceramızda sayısız yola yönlendiriyor.
DasDas'da atölyeler düzenliyoruz, söyleşiler gerçekleştiriyoruz ve kapımızı olabildiğince çok sayıda tiyatro oyununa açıyoruz, biz sürekli “Ne üretebiliriz?”in peşindeyiz...
Mert Fırat
DasDas’la birlikte tabii bir de İhtiyaç Haritası var; o da başlı başına önemli bir konu maddesi. Yakın zamanda İhtiyaç Haritası ve pek çok STK ile birlikte ilk sürdürülebilir müzik festivali olan Festtogether’a imza attık. Festivalin DasDas’taki ayağında efsane müzisyen ve dünyanın en önemli aktivistlerinden Bob Geldof ile Büyük Ev Ablukada’yı ağırladık. KüçükÇiftlik Park’taki ayağında ise Athena, Unkle, Yüzyüzeyken Konuşuruz, Kimbra ve Son Feci Bisiklet, binlerle buluşarak herkesi sanat aracılığıyla dünyaya sahip çıkmaya çağırdı.
Girişimleriniz içinde en çok dikkat çeken İhtiyaç Haritası oldu sanırım. O projenin bir parçası olma süreciniz nasıl gelişti?
Sanat aracılığıyla ilk soruda da bahsettiğim gibi fikir, ihtiyaç, bakış açısı ve söz paylaşıyorsunuz. Durum böyle olunca bir noktada sanat ile aktivizm de aslında içinizde kol kola oluyor. İhtiyaç Haritası da işte bu şekilde kuruldu ve de gelişti. Ortak dertlere sahip olduğumuz Dr. Ali Ercan Özgür, Hazal Dut, İlksen Başarır, Güler Altınsoy, Gujan Şen ve Elif Kalan’la bir araya gelerek bu hiçbir kâr amacı gütmeyen sosyal kooperatifi kurduk. Şu anda 350’yi aşkın sivil toplum örgütü İhtiyaç Haritası’nda birlikte çalışıyor. İyiliği örgütleyen, herkese hizmet eden, siyasetler üstü bir yapıdan bahsediyoruz. Yaklaşık 90 bin gönüllümüz oldu. 50 üniversitede topluluklarımız var. 81 ildeki gönüllülerimizle bu yıl üçüncü defa Ankara’da toplanmayı planlıyoruz. İki yıldır İhtiyaç Haritası Zirvesi için İstanbul’da bir araya geliyorduk. Bu zirvede aslında sosyal fayda için katılım gösteren insanlarla buluşacağız ve orada çeşitli kurumlarla da görüşmeler düzenleyeceğiz. Biraz daha sosyal kooperatifçiliği de anlatacağız. Londra’dan ABD’ye ve hatta Kenya’ya uzanan bir ağımız bulunuyor. Güney Amerika’da, Berlin’de, Londra’da, Kenya’da ve Tanzanya’da İhtiyaç Haritası’nı tanıtma ve anlatma şansı yakaladık. Oralarda benzer çalışmalar yapmak, hatta İhtiyaç Haritası’nı modellemek için belli çalışmalar yapmaktayız.
Mert Fırat
"Bir girişimcilik macerasına atılmam kaçınılmazdı"
Ama tabii bu uzun bir yolculuk ve bu yolculukta şu anda biriktirme ve teknolojimizi daha da geliştirme peşindeyiz. Çok yakında İhtiyaç Haritası dijital olarak da bir dönüşüme girecek. Yüzde 100 bir dijital dönüşümden bahsetmesek de birçok çözüm dijital yolla hallediliyor olacak. Bu dijitalleşmedeki amacımız aslında daha iyi, net ve güvenli buluşmalar sağlayıp görevlilerimizi biraz daha otomatize edip daha çok insana dokunan çalışmalar yapmak. İhtiyaç Haritası teknoloji odaklı bir yapı olsa da, ihtiyaçların ve desteklerin buluşmasında teknolojiyi vesile ediyor olsa da insanları mobil hale getirme özelliği çok ön plana çıkıyor. Katılımcısına sorumluluk veriyor, onu iyilik etrafında örgütlemeyi, evinden veya iş yerinden ayrı çalışabilmesini, fikir geliştirebilmesini hedefliyor. Oradan da yeni değerler, girişimciler, şirket bakış açıları ve kurumsal çalışmalar yaratmayı amaçlıyor.
Küçüklüğünüzden beri hep bir şekilde kendi işinizi kurmaya çalışmışsınız. Çalışmayı çok mu seviyorsunuz yoksa bir zorunluluk olarak mı çalışmaya başlamıştınız?
Sanatla uğraşanlar, göz önünde olanlar için hep “kanaat önderi” etiketi yapıştırılır. Öyle olmamız beklenilir bir noktada. Görünürlük haliyle bunu getiriyor. Ama küçüklüğüme gelecek olursak 12-13 yaşlarındayken mahalledeki arkadaşlarımı da örgütleyip yaşlı ve de ihtiyaç sahibi olanlara yemek dağıtırdık, onları doktora götürürdük. Bu zaten kültürümüzde de var olan bir şey. Bu şekilde bir örgütleme isteği ve de çalışma sevgisi beni kendi işimi kurmaya ve daha da fazla çalışmaya itti. Zorunluluk olarak gördüğünüzde bu kadar çok şeye el atamazsınız bence. Gerçekten bu açıdan istekli ve tutkulu olmanız gerekiyor. Ancak o sizi hep daha fazlasına yönlendiriyor.
Bir fikri ne kadar çok kişiye ulaştırabilirim sorusu hep aklınızdaysa ister istemez siz de girişimde bulunuyor ve girişimcilik saikleri ile birlikte hareket ediyorsunuz.
Mert Fırat
Oyunculuk kariyerinizde de bazı girişim örnekleriniz var. Kurduğunuz film şirketleri, Moda Sahnesi ya da Sanat Mahal gibi. Sanat hayatınızda da girişimcilik saikleri ile hareket etme gayretiniz var mı?
Özel bir gayretim yok ama daha önceki sorularda da bahsettiğim gibi bir fikri ne kadar çok kişiye ulaştırabilirim sorusu hep aklınızdaysa ister istemez siz de girişimde bulunuyor ve girişimcilik saikleri ile birlikte hareket ediyorsunuz. Bazen kendi hikayenizin senaryosunu yazıp filmin yapımında yer alabiliyorsunuz. Bunlar aslında ayrı ayrı şapkalar. Mecbur bazı şartlarda beklemek yerine üretmek veya anlatacağınız bir hikayeniz, derdiniz varsa onlar ortaya çıkıyor. Bir hikayeyi anlatmak, yazmak da dışavurum zaten. Ben bu disiplinleri birbirinden ayırmıyorum. Hepsinin birbiriyle çok ilişkili olduğunu düşünüyorum. Farklı bakış açıları olsa da aynı pencereden bakabilmek ya da bakabilmenin yolunu bulabildiğimizde iyi bir film, oyun, roman, eser ortaya çıkıyor. Öbür türlü biraz kakafoni de olabiliyor. Çok şey anlatma derdine sahip olup hiçbir şey anlatamayabiliyorsunuz. Dolayısıyla sanatın bu pratiğini çok önemsiyorum. Hatta yetişebilsem plastik sanatlarla da uğraşmayı çok isterdim.
Şu an girişim ekosisteminde sizi en çok heyecanlandıran, bir şekilde parçası olmak isteyebileceğiniz start-up’lar hangileri?
Martı beni çok heyecanlandırıyor, parçası olmak isterdim. Ekosistemi bozmadan, çevreye duyarlı olan, karbon salınımı minimum araçlar üretiliyor olması ve insanların bununla ulaşımı sağlaması beni özendiriyor. Aslında bizim de içinde bulunduğumuz bu sosyal girişimleri de destekleyen start-up merkezleri var; Inogar Art gibi. Sosyal girişim, teknoloji ve sanatı ön plana çıkarıyor, bu alanları yaratıyor olması ve artması beni çok heyecanlandırıyor. İKSV’nin Alt Kat’ı da keza öyle. Onun dışında şimdilerde bu yeni görüntülenme sistemleri var. İnsan sağlığına zarar vermeden, çok acayip tedavi yöntemleri bulunuyor. Daha çok insana ulaşabildiği ve insanların sağlık içinde yaşayabileceği teknolojiler ön plana çıkıyor. Bu da beni çok heyecanlandırıyor.