İrem Aydın
© İrem Aydın Yağcı
MÜZİK

Şimdi Neredeler: İrem Yağcı Aydın

Hayalet Sevgilim bir dönemin belki de en popüler Türkçe şarkısıydı. Melis Danişmend, yakaladığı bu üne rağmen bambaşka bir kariyer seçen İrem Yağcı Aydın ile konuştu.
Yazar: Melis Danişmend
9 dakikalık okumaPublished on
İrem Yağcı Aydın ile günümüz şartlarına uygun şekilde Zoom aracılığıyla röportaj yapıyoruz. Canlı, enerjik, samimi bir şekilde anlatıyor hikayesini. Aydın’ın Türk müzik sektöründe enteresan bir yeri var. 2005 yılında internetten indirilen ve inanılmaz ilgi gören ilk Türkçe şarkı olma özelliğine sahip Hayalet Sevgilim’in yaratıcısı olması bir yana, tercihini hukuktan yana kullanıp müzik kariyerini sadece iki yılla sınırlı tutması ve uzun seneler büyük şirketlerde avukatlık yapması hikayesinin sıra dışı olmasını sağlıyor. Şarkının ortalığı salladığı dönemde Okan Bayülgen şahsen kendisini arayıp programına davet ettiğinde, “Bu cuma gelemem, finallerim var!” diyecek kadar hedeflerine odaklanmış biriydi kendisi.
15 yıl aradan sonra sosyal medyada giderek aktifleşen, takipçileriyle yakın iletişimde olan ve bir sürpriz yaparak kısa zaman sonra Gitme adlı single’ını yayınlayamayı planlayan Aydın ile geçmişi enine boyuna konuştuk.
Twitter’da bir takipçin sana “Abla o kadar ünlü olup bu kadar ünsüz olmayı nasıl başardın?” diye sordu ve sen de hikayeni yazdın. O tweet zinciri inanılmaz bir reaksiyon aldı.
Evet, etkileşimi 8 milyonu geçti.
Ben o dönemi bire bir yaşadığım için bu beni hem şaşırtmıyor hem de şaşırtıyor. Çünkü aslında sen bugün dijital mecrada ‘patlayan’, tık rekoru kıran müzisyenlerin atası sayılırsın. 2005’te büyük bir kitle tarafından hızla tanındın ve sonra başka bir yol seçtin. Hayalet Sevgilim’i bir arkadaşın internete yüklemiş diye hatırlıyorum. Mecra Myspace miydi?
Hayır. Üniversitede yurttayız, oda arkadaşım o kadar seviyor ki Hayalet Sevgilim’i dinlemeyi, her gün düzenli olarak çalıyorum. Artık bir noktadan sonra dedim ki, ‘Ya Esin telefonuna kaydedelim, sen oradan dinle.’ Esin’in kayıt yaptığı dönem Ocak 2005, o ayın sonunda biz sömestr tatiline gidiyoruz.
"Baktık, indirme sitelerinde In Da Club birinci, Hayalet Sevgilim ikinci"

"Baktık, indirme sitelerinde In Da Club birinci, Hayalet Sevgilim ikinci"

© İrem Yağcı Aydın

O zaman kızılötesi var, Bluetooth yok, telefonları birleştirmek suretiyle arkadaşına gönderiyorsun, o diğerine gönderiyor. Yaklaşık yedi ay sonra İzmir’de Ege Üniversitesi’nde okuyan bir arkadaşımdan telefon alıyorum. ‘İrem senin ortaokulda söylediğin beste vardı ya, Hayalet Sevgilim, bizim kantinde o çalıyor’ diyor. Diyorum ki, ‘Yok canım ne alakası var, saçmalama!’ İnanmıyorum, o yayılmaya şahit olacağım bir platform da yok. Winamp’ımda, Limewire’da ne varsa onu dinliyorum. İnternetten şarkı indirmek diye de bir şey yok. CD alıyoruz, bir de benim bütçemdeysen kaset alıyorsun. Bir baktık ki, temmuz ağustos arası yeni açılan ‘mp3 indir’ sitelerinde şarkı pıtrak gibi türedi. 50 Cent - In Da Club birinci, İrem - Hayalet Sevgilim ikinci. Şimdi ben hukuk okuyorum ya, artistliğimi görmeniz lazım. Herkese mail atıyorum, ‘Lütfen bu içeriği sitenizden kaldırabilir misiniz? Bana ait ancak ben böyle bir şekilde yayılmasını istemiyorum.’
Bugün başkası bunun olabilmesi için üzerine para verir. Şu anki anlayışa ne kadar ters değil mi?
İnanılmaz. Bu bana ait, ya başka birisi çıkıp da Hayalet Sevgilim’i söylerse diye düşünüyordum. Esin dedi ki, ‘İrem biz bunun önüne geçemeyeceğiz.’ Sonra Güven Erkin Erkal nasıl buldu bilmiyorum, programına çağırdı. Yüxexes’e çıktıktan sonra sırayla bilumum yapım şirketi beni aramaya başladı. Geziyorum sırayla. Babam, ‘Kızımızı İstanbul’a gönderdik okusun diye, şimdi sen nerede sahne alacaksın, seni kim koruyacak, aklımız sende kalır, alkollü mekanlar yerine halk konserlerini tercih etsen’ diyordu. Endişeleri vardı.
Bursa’dan İstanbul’a geldin değil mi?
Evet. Bursa’da büyüdüm, Erzurum doğumluyum. Annem babam memur. Erzurum’a tayin oluyorlar, orada tanışıyorlar, ben doğuyorum. Bursa’ya tayin oluyorlar. 18 yaşına kadar Bursa’da yaşıyorum. Sonra İstanbul. Sonuçta ideallerim var, hukuk okuyacağım diye o kadar çalışmışım. Koç’u yarı burslu kazanabilmişim, ona bile, ‘Beceremedim, aileme maliyet çıkardım’ diye üzülmüştüm.
Müzik benim için o dönemde, ‘Para kazanabilir miyim, okulun parasını çıkartabilir miyim?’ diye baktığım bir şeydi. Babam, ‘Gerekirse arabayı satarız, öderiz’ diyordu. ‘Bu işten para kazanayım da bir işe yarayayım’ diye düşündüm. Fakat kurallarım vardı: ‘Alkollü mekanda çıkmam, istemediğim canlı yayına katılmam, kılık kıyafetime karıştırmam, sevgiliyle magazinde görüntülenmem, bir de vizelerim finallerim döneminde beni sakın aramayın!’ Yapımcılar da mantıklı olarak diyordu ki, ‘Nasıl kazanacağız?’ Sonunda Avrupa Müzik’le anlaştım. Onlar benim Türkan Şoray kanunlarımı kabul ettiler. Erekli Stüdyoları’na girdik, Rıza Erekli dünyanın en iyi insanı. Alper Erinç aranjörüm. 20 günde 11 şarkı kaydettik.
20 günde?
Evet. 16 Şubat’ta çıktı albüm, röportaj teklifleri geliyor. Yazılı medya tabii, dijital mecra yok. Basın danışmanları, ‘İrem söyleyeceklerine dikkat et, seni takip eden genç bir kitle var’ diyor. Yahu beni takip eden kitle konserlerimden anlaşılıyor, 10 yaşında çocuklar geliyor. Bu çocuklar hangi aşk acısını yaşadı? Ama şimdi o çocuklar 25 yaşına geldi, Twitter’da ciddi popülasyona sahipler ve herkesin ‘abla’ dediği bir insan oldum. Ve o bahsettiğin tweet de öyle yürüdü. ‘Abla o kadar ünlü olup bu kadar ünsüz olmayı nasıl başardın?’ Çok doğruydu. Çünkü magazinde vardır ya, ‘Ben işimle anılmak istiyorum’ falan. Ben hiç kendimle anılmadım ki zaten (gülüyor). Hayalet Sevgilim diye bir şarkı vardı. İstiklal Caddesi’nde yürürken duymamanız mümkün değildi.
Sence bu şarkının sırrı neydi?
Tamamen bir hikayeyle yayılmış olması. Ki hikayenin uzaktan yakından gerçekle alakası olmadığı gibi varyasyonları var. Böyle dramatik bir şarkı var ama iki anlamıyla da kullanılabilsin diye ismini koymuştum [Hayal Et/Hayalet Sevgilim]. İnternet sitelerinde şarkının altında, ‘Sevgilisi intihar ettikten sonra bu besteyi yaptı’ diye yazıyordu. Böyle anılmak falan istemiyordum. Tam bir şehir efsanesiydi.
Sence nasıl çıktı bu?
İnan hiçbir fikrim yok. Hatta defalarca Twitter’da da, açtığım canlı yayınlarda da, ‘Bunu ilk üreten kendisini biliyor, her kimse ne olur çıksın, gelip alnından öpeceğim. Pr dediğin böyle olur!’ dedim. Gerçekten ölen bir sevgilim yok.
Çok hızlı bir şöhretten, ciddi rakamlardan bahsediyoruz. Sokakta seni tanıyanlar oluyor muydu?
Mümkün değildi ki. Hayalet Sevgilim klibini aç izle, bana benziyor mu? Alakası yok. İstanbul içinde iki yerde konser verdim, totalde belki 20 konser vermişimdir. Diğerleri İstanbul’da değil. Kütahya’da stadyum konserine gittik, bütün öğrenciler dolmuş, çimenlerde insanlar var. Bir repertuar yapmışız, Kenan Doğulular, Sertablar, cover’lar falan. Gittim dokuz kere Hayalet Sevgilim’i söylettiler. ‘Çok isteyenler çakmak yaksın’ diyorum, alev oluyor (gülüyor).
Hayatında belirli hedefler koymuş ve araya -müzik dahil diyebilirim- bir şeyin girmesine izin vermeyecek şekilde yol almış birisin sanırım. Hep çok çalışkan ve muntazam bir öğrenci miydin?
Değildim. Ama Koç’u kaybedemezdim. Avukat olmak istiyordum. Daha doğrusu çocukluğumda hayalim hakim olmaktı. Her okulun öğrencisine kattığı bir vizyon, bakış açısı var. Koç’un hukuk fakültesi hakim yetiştiren bir okul değil. Daha çok ticaret hukuku, birleşmeler, devralmalar, rekabet hukuku vs. öğrendik. Ama Koç Hukuk’u kazanmak benim için idealdi. Çünkü Bursa’da hukuk fakültesi yok (gülüyor). İstanbul’a her türlü gelecektim yani. Koç’ta sudan çıkmış balığa döndüm.
Ben 500 lirayla geçinmeye çalışıyorum, yurtta başka birinin, ‘Baba ben 3000 lirayla nasıl geçinebilirim! Arabamın benzini var, makyaj malzemem var’ dediği bir dünyanın içindesin. Tam uyamıyordum oraya. O sırada albümden para da kazanmıyordum. Öyle öyle biraz soğudum. Dedim ki, ‘Ben müzik falan istemiyorum.’ Çok yayılsın, bunun devamı gelsin, meslek edineyim istemiyordum. Zaten iki senedir not ortalamam ikinin altında, üçüncü sene de ikinin altında kalırsam okuldan atılacağım. Öyle bir gaza gelmişim ki, 3.40’la dereceye girdim, sertifikalar kazandım. Seçmeli ders olarak ilk defa hukuk dışında tiyatro seçmiştim ve rahmetli Yıldız Kenter’den ders alıyordum.
Hikayemi anlatmıştım. Dedi ki bana, ‘Sen gününü bekle.’ ‘Niye hocam?’ diye sordum. ‘Sen çok idealist, planlı ve programlı bir kızsın. Gününü bekle’ dedi. O gün bugün mü bilmiyorum ama pandemide tekrar şarkı söyleme fikri ortaya çıktı. Kardeşimin, eşimin verdiği gazla Instagram’da canlı yayın açtım, ‘Kim gelecek benim canlı yayınıma?’ dedim. Sürekli bir reddetme ve erteleme var çünkü, ‘Ben yapamadım’ hissi olmuştu. Çünkü ya albüm çok sattı, ben hakkımı alamadım diye bir kuyruk acısı var içimde ya da hiç satmadı. Bir noktada müzik eğitimi de almamışım. Neyse 15 Mart’ta canlı yayın açtım ve 12 bin kişi falan geldi, hiç beklemiyordum.
O tarihten beri sadece Spotify’da iki milyon kere dinlenmiş şarkı. Önceden hedef kitlem 25-45’ken -çünkü o çocuklar büyümüşlerdi- şimdi 17-25’e düştü. Yeniler de keşfetmeye başladı. Öyle olunca dedim, ‘Madem evde oturuyorum, şu anda istediğim gibi bir avukatlık yapmak hem fiili hem fiziki olarak mümkün değil. O yüzden bir single çıkartabilir miyim acaba?’ Hem de yapımcılığını üstlenerek. Hiç bilmediğim bir işe girdim, yapımcılık lisansı aldım. Aranjörüm Cenk Çelebioğlu’yla tanıştım. Fatih Yılmaz klibi çekecek. Tamamen solo piyano olsun derken, işin içine Cenk sayesinde kontrbas, viyola, ud girdi.
Gitme adlı bu yeni şarkının sözü bestesi sana ait değil mi?
Evet.
Yeni bir şarkı mı, sandıktan çıkan bir şarkı mı?
Sandıktan. Ama keşke albümümde bu şarkı olsaymış dediğim bir şarkıydı.
Bu geri dönüş 15 sene sonra gerçekleşiyor. Artık farklı bir insansın, koskoca bir avukatlık kariyeri var arkanda, evlisin, sekiz buçuk yaşında bir kızın var. Şimdi buradan bakınca bu ortam, sektör nasıl görünüyor? Öbür taraftaki ‘titrek’ kızı düşünürsen.
"O kadar titrekti ki o kız. Korkutucu, güvensiz bir dünyaydı"

"O kadar titrekti ki o kız. Korkutucu, güvensiz bir dünyaydı"

© İrem Yağcı Aydın

O kadar titrekti ki o kız. Korkutucu, güvensiz bir dünyaydı. Okulun ve yurdun parasını kapattım, ailemden hiç harçlık almadım. Maddi anlamda işe yaradı ama herkesin, ‘Sen niye zengin olmadın ya?’ diye sorduğu bir şey oldu (gülüyor).
Bu yıllar içerisinde deşarj olmak için gitarına sarılıp da çaldığın, beste yaptığın anlar oldu mu?
Hayır, hiç. Gitarıma dokunmadım, albümle ilgili konuşulması da beni rahatsız etti. Bir yerde birisi şarkımı çaldığı zaman hemen kapattırdım. Uzun yıllar bir daha herhangi bir yapımcıyla çalışmayacak özgürlüğüm olana kadar müzikle ilgili herhangi bir şey yapmak istemedim. Yani benim için çok güzel bir 15 senelik hatırası yok ama geçen seneden beri anlıyorum ki, birçok insanda güzel anıları varmış. Ödüller kazanmışlar, yarışmalara girmişler, gençlik festivallerinde çalıp alkış almışlar bu şarkıyla; küstükleri sevgilileriyle barışıp sonra evlenmişler. O kadar çok mesaj aldım ve o kadar mutlu oldum ki… Dedim ki, o kadar da kötü değilmiş ya! (gülüyor)