Bazen şartlar uymaz, bazen de yanlış yerde yanlış zamandasınızdır… Günlük hayatımızda da hak ettiği yeri bulamamış birçok insan olduğu gibi futbolcuğun da aynı kaderi yaşayan birçok değeri var. Belki adlarını saydığımızda hemen her futbolseverin hatırlayacağı isimler bunlar. Ama sahada sergiledikleri yetenekleri, çok daha fazlasını hak ediyordu.
Biz de konuya el attık, tabiri caizse ‘underrated’ yani kıymeti bilinmemiş yıldızları ele aldık. Kimileri yanlış takımı seçmişti, kimilerinin şanssızlığı ise yıldız patlamasının yaşandığı döneme denk gelmesiydi. Ortak noktaları ise tekti: Hak ettikleri değeri görememek!
Henrik Larsson
Belki de jenerasyonunun en büyük golcülerindendi. Son vuruşa sahip özel bir oyuncuydu ama onu muadili yıldızlardan ayıran, kariyerinin zirve yıllarını İskoçya’da geçirmesiydi. Tabii ki o dönem Celtic önemli bir takımdı ama Larsson daha gösterişli vitrinlerde yer alabilecek, değerli bir isimdi. Bunu da 33 yaşında gittiği Barcelona’da süper yedeklik yaptığı dönemde ağzımıza bir parmak bal çalarak göstermeyi bildi. Şöyle 28 yaşında gitsen ne olurdu be adam!
Claude Makalele
İster Los Galacticos deyin, ister Mourinho’nun ilk Chelsea’si… Futbol tarihine adını kazımış iki takımın da mayasını tutturan bir oyuncu vardı: Makalele. Defansif açıdan tarihin en iyilerindendi. Hatta o kadar iyiydi ki futbolda orta sahayı tek başına sırtlanmaya ‘Makalele rolü’ adını verdirecek kadar özel bir performans ve istikrar ortaya koydu. Drogba, Lampard, Figo, Zidane isimleri ışıltılı olabilir ama onu unutturmaya yetmez.
Ronald Koeman
Tarihin en iyi stoperleri sıralanırken Ronald Koeman’ın adı anılmadığı zaman garipserim. Belki de futbola daha farklı bir gözle baktığımız çocukluğumun kahramanlarından biri olmasıyla ilgilidir. Fakat yıl olmuş 2015, hala onun gibi 40 metreden köşeye yazan, frikiklerde ağları deşen bir stoper göremedim. Kaldı ki abanmalı gollerinin yanında süper de bir pasördü. Açın CV’sine bakın 1988 Avrupa Şampiyonluğu da var, Barcelona ile Şampiyon Kulüpler Kupası da… Daha ne olsun!
Gheorghe Hagi
1994 Dünya Kupası’na vurduğu damga, genç yaşta Steaua Bükreş’i Avrupa şampiyonluğuna taşıması, Real Madrid ve Barcelona görmesi onu hala dünya futbolu için değerli bir oyuncu yapıyor ama dünya tarihi onun yeteneklerinde çok az oyuncu gördü. Belki de hak ettiği değeri ülkesi dışında yalnızca Türkiye’de görebildi. Romanya’daki rejim ona gitmesi için zamanında izin verse şu anda tarihin en iyileri arasında yerini alacaktı. Eşsiz yeteneklerini yakından bilen futbolseverlerden olduğumuz için çok şanslıyız.
Paul Scholes
Mevkidaşı Andrea Pirlo için bakanlıklar, vekillikler havada uçuşurken İngiltere’den en az onun kadar büyük bir dahi geçti. Hatta öyle ki Pirlo bile dayanamayıp, “Kariyerim boyunca birçok büyük yıldızla oynadım ama eğer bir kişiyle oynamak isteseydim o Paul Scholes olurdu," diyerek bir sanatçı gözüyle onun hakkını teslim etti. Manchester United’ı Manchester United yapan birkaç oyuncudan biri ve gerçek bir yıldızdır. Lampard mı Gerrard mı sorusunun cevabı olacak kadar üst düzeydir. Alex Ferguson da çalıştığı süper yıldızları şöyle sıralar: Eric Cantona, Cristiano Ronaldo, Ryan Giggs ve Paul Scholes.
Carlos Tevez
Elbette ağır bir arızayla karşı karşıya olduğumuzu, Avrupa kariyerinin tamamı boyunca memleketini özlediği gerekçesiyle problemler çıkardığını biliyoruz. Fakat bunlar, tarihin en acayip forvetlerinden biri olmasına engel değildi. Şu anda Arjantin’de oynuyor ama dünyada ondan daha komple forvet oyuncusu sayısı bir elin parmaklarını geçmez. “Artık kendi dilimden başka bir şey konuşmak istemiyorum,” deyip gerçekten memleketine dönmeseydi, Avrupa’nın birçok devi ona kapısını açardı. Bu da senin tercihin Carlito, n’apalım?
Miroslav Klose
Almanya’nın 10 yıllık dönüşüm sürecini Dünya Kupası’yla taçlandırdığı, kendini baştan yarattığı dönemin tamamında yer alan ender oyunculardandı. Belki çok gösterişli, çok hızlı, çok teknik değildi ama golcünün tillahıydı. Bu kadar büyük bir gol ayağı her daim ülkesini sırtlamasına rağmen biraz hor görüldü. Ne var ki Dünya Kupası tarihinin en golcüsü unvanını Ronaldo’dan alabilmek hiç de kolay bir iş değil. Saygıyı biraz az gören, müthiş profesyonellerden.
Dunga
1994 Dünya Kupası deyince aklınıza ne geliyor? Bebeto’nun gol sevinci ya da Romario’nun gol vuruşları mı? Peki o turnuvayı 24 yıl sonra Brezilya’ya getiren en büyük performansın Dunga’dan geldiğini söylesek? Özel yetenekler arasında Dunga öylesine büyük bir damga vurmuştu ki günümüzün defansif orta saha tanımını yeniden yazmıştı. Belki de türünün hem en başarılı, hem de ilk örneklerinden oldu. Hep artistler mektebinin hamalı olarak görüldü ama aslında o da daha sonra ortaya çıkacak, önemli bir sanatı icra ediyordu.


