MÜZİK

20. Yılını Kutlayan 20 Zamansız Albüm

© Tom Sheehan
Yazar: Artemis Günebakanlı itibarıyla yayında
Radiohead - Kid A, Eminem - The Marshall Mathers, Pearl Jam - Binaural... Artemis Günebakanlı'nın kaleminden 20 yıl geçmesine rağmen etkisini kaybetmeyen albümler...
Dijital takvimlerin “00”ı göstereceği 1 Ocak 2000 tarihinde sanki Geleceğe Dönüş filmi birden gerçek olacak, uçan arabalarla yüksek teknolojili dünyamızın tadını çıkaracaktık. Her Yılbaşı sabahında yeni umutların altından kendini hissettiren o ince hayal kırıklığı 2000 yılında da bizimleydi. Dünyaya PlayStation 2, Nokia 3310, Windows 2000 ve yaklaşık 10 milyon Windows kullanıcısını etkileyen ILOVEYOU bilgisayar virüsünü hediye eden 2000 senesi müziğe çok iyi davrandı. Pop, rock ve elektronik müzikte zamansız albümler birbiri ardına dinleyiciyle buluştu. Üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen etkisini kaybetmeyen, hayatımızın ayrılmaz parçası olmuş albümleri hatırlıyoruz.
Radiohead - Kid A (Parlophone)
90’ların (belki de tüm zamanların) en iyi albümleri arasında sayılan “OK Computer”ın başarısı Radiohead’i beklentilerden oluşan bir kafese koymak üzereydi. Albüm turnesi boyunca dönüştükleri şeyden tedirgin olan grup, Thom Yorke liderliğinde keskin bir viraja girdi ve aradığı nefes alma alanını elektronik müziğe deneysel yaklaşımlarda buldu. Artık gitar ve vokaller yoğun efektlerle başkalaşmış, Jonny Greenwood’un synthesizer ve sample işçiliği “Kid A”in iskeletini oluşturmuştu.
Metallica’nın Napster’a açtığı dava sürerken “Kid A” çeşitli online mecralarda stream edildi, çıkış tarihinden üç hafta önce P2P paylaşım servislerine sızdı ve online müzik paylaşımının albüm satışlarını düşürüp düşürmediği tartışmasının ortasında, İngiltere ve ABD’de liste başı oldu.
Radiohead’in yeni sound’u eleştirmenleri ve dinleyicileri ikiye böldü; kimileri “Kid A”i grubun en cesur ve etkileyici işi kabul ederken kimileri girilen bu yolu zorlama ve anlaşılmaz buldu. En İyi Alternatif Müzik Albümü dalında Grammy kazanan albüm sadece Radiohead için değil, müzik sektörü için de bir dönüm noktası
PJ Harvey - Stories from the City, Stories from the Sea (Island)
İlk saniyesinden son notasına kadar dinleyicinin kalbine işleyen, içinde kaybolduğumuz büyük şehirlerdeki karşılaşmalar, ilişkiler ve çözülmelerin şekillendirdiği bir PJ Harvey büyüsü “Stories from the City, Stories from the Sea”.
Harvey 1998-99 yıllarında New York’ta geçirdiği aylarda şehirden çok etkilenmiş olsa da bunun bir New York albümü olmadığını söylüyor. Önceki işlerindeki karanlık ve sertliğin aksine bu defa ışıltılı melodilerin, kadife gibi sound’ların peşine düşen Harvey, hayatlarımızın soundtrack’ine yeni şarkılar eklerken kariyerinin en çok satan ikinci albümüne imza attı. 2000’lerin en iyileri arasında kendine rahatlıkla yer bulacak “Stories from the City, Stories from the Sea” PJ Harvey’e BRIT ve Grammy Ödülü adaylıklarının yanında bir de Mercury Ödülü getirdi.
OutKast - Stankonia (LaFace)
ABD’nin güney eyaletlerinden yükselen hip hop’ı ana akıma dahil eden isimlerden OutKast, Stankonia ile bayrağını yeni zirvelere taşıdı. André 3000 ve Big Boi, adını ikilinin Atlanta’daki stüdyosu Stankonia’dan alan albümde ebeveynlikten Afrikalı-Amerikalı kimliğine uzanan birçok konuyu alıştığımız politik duruşunu koruyarak ele aldı.
OutKast hip hop’ın deneysel sularında funk, rock ve elektronik dokunuşlarla benzersiz bir iksir yarattı; bu iksir “Stankonia” vasıtasıyla çok daha geniş kitleleri etkisi altına aldı. İkili crossover hit’ler “Ms. Jackson” ve “So Fresh, So Clean” ile pop listelerini silkelerken, tüm zamanların en iyi hip hop şarkılarından biri olan “B.O.B - Bombs Over Baghdad” ile türün tarihini yazmaya devam etti.
Eminem - The Marshall Mathers LP (Aftermath)
Eminem ikinci albümü “The Slim Shady LP”nin başarısından sonra hız kesmeden yayımladığı “The Marshall Mathers LP” ile hem müzik dünyasındaki yükselişini hem de sözleri etrafındaki tartışmaları ateşledi. Dido, Snoop Dogg, Xzibit gibi isimlerin konuk olduğu, Eminem’in yoksulluktan yıldızlığa geçiş döneminin etkilerini otobiyografik bir bakışla anlatan albüm Eminem’e En İyi Rap Albümü dalında üst üste ikinci Grammy’sini getirdi.
Limp Bizkit - Chocolate Starfish and the Hot Dog Flavored Water (Interscope)
Nu metal’in öncülerinden Limp Bizkit seveni kadar sevmeyeni de bol bir grup. Üçüncü albümleri “Chocolate Starfish and the Hot Dog Flavored Water” her ne kadar eleştirmenlerden olumsuz yorumlar almış olsa da ilk haftasında ulaştığı bir milyonluk albüm satışı ve Mission Impossible: 2 soundtrack’inde kullanılan “Take A Look Around”, “My Generation”, “Rollin” ve “My Way” gibi single’larla etkisini 2000’lerin ötesine taşıdı.
Madonna - Music (Maverick)
Madonna’nın 90’ların sonundaki yenilik arayışı bize William Orbit prodüktörlüğünde kaydedilen muhteşem “Ray of Light” albümünü getirmişti. “Music” de bu yaratıcı dalgayı sürdürdü ve elektronik müziğin katmanları arasındaki yolculuğunda country ve folk’a uğradı. Madonna’nın cowgirl imajıyla karşımıza çıktığı bu rengarenk ses paleti, özellikle “Music” single’ı ile sanatçının dans pistindeki hakimiyetini güçlendirdi.
Britney Spears - Oops!… I Did It Again (Jive)
Tüm zamanların en çok satan albümlerinden “…Baby One More Time” Britney Spears’ı popun zirvesine yerleştirmişti. “Oops! … I Did It Again” bir lise koridorunda dans ederken tanıdığımız ele avuca sığmayan karakterin genç, kendine güvenen ve güçlü bir kadına dönüşmesini belgeliyordu. Geniş bir prodüktör takımıyla çalışan Spears’ın seslendirdiği şarkılar da kendisiyle birlikte olgunlaşarak pop tarihinde yerini aldı.
Badly Drawn Boy - The Hour of Bewilderbeast (XL)
İngiliz indie rock müzisyeni Damon Gough, Badly Drawn Boy projesinin çıkış albümü “The Hour of Bewilderbeast” ile kariyerine göz kamaştırıcı bir başlangıç yaptı. 90’larda yayımladığı EP’ler ve kült Unkle albümü “Psyence Fiction”daki katkısıyla dikkat çeken müzisyen, ilk albümünde eleştirmenlerin övgü yağmuruna bir de Mercury Ödülü ekledi.
20 yıl sonra, mayıs ayında çıkan son Badly Drawn Boy albümü “Banana Skin Shoes”un üzerinden geriye doğru baktığımızda “The Hour of Bewilderbeast”i hala 2000’lerin tanımlayıcı albümleri arasında görüyoruz.
Fatboy Slim - Halfway Between the Gutter and the Stars (Skint)
İkinci albümü “You’ve Come a Long Way, Baby” ile bir BRIT ödülü ve üç milyon albüm satışını cebine koyan Fatboy Slim, adını Oscar Wilde’ın “Hepimiz aynı çukurda yaşıyoruz ama bazılarımız yıldızlara bakıyor” sözünden alan albümü “Halfway Between the Gutter and the Stars”da yıldızlara yakın durmaya devam etti. Big beat ve gospel arasında köprüler kurmaya girişen albümün single’larından “Weapon of Choice” ise bence tüm zamanların en iyi müzik videolarından birine vesile oldu
Grandaddy - The Sophtware Slump (V2)
Yaşadığımız gerçekliğin Black Mirror bölümlerini solladığı 2020 yılından bakıldığında, milenyumun şafağında yazılıp yayımlanmış Grandaddy albümü “The Sophtware Slump”ın taşıdığı endişeler çok tatlı görünüyor.
Özyıkım güdüsüne yenilen androidler, bir uzay kolonisinden artık kaynakları tükenmiş olan Dünya’ya atılan hüzünlü bakışlar, birbirine tutunmakta zorlanan insanların arasına yeni perdeler geren teknoloji albümün başrollerinde. Grandaddy projesinin arkasındaki isim Jason Lytle albümün başarısını şaşkınlıkla karşılasa da iddiasız gibi görünen bu indie rock mücevheri 2000’lerin melankolik yorgunluğunun son derece isabetli bir özeti. Grandaddy hep müzik dünyasının underrated projeleri arasında sayıldı ama 2000 yılını “The Sophtware Slump” olmadan hatırlamak mümkün değil.
Deftones - White Pony (Maverick)
Üçüncü Deftones albümü “White Pony” deneysellikten kaçınmayan şarkı yapıları, grubu birlikte ortaya çıktığı diğer nu-metal ekiplerinden farklılaştıran shoegaze ve post-rock etkileri ve Chino Moreno’nun güçlenip derinleşen söz yazarlığıyla vuruculuğunu 20 yıldır kaybetmeyen bir eser. Hayatın her anına sızan hüzün ve çürüme hala Moreno’nun sesiyle atmosferde asılı duruyor.
U2 - All That You Can’t Leave Behind (Island)
Her albümünde sadece kendiyle yarışan ve farklı yollara sapmaktan çekinmeyen U2, milenyumu bol hit barındıran “All That You Can’t Leave Behind” ile karşıladı. 90’larda denedikleri dans müziği ve alternatif rock sound’unu geride bırakan grubun “Beautiful Day”, “Elevation”, “Stuck in a Moment You Can’t Get Out Of” gibi single’ları, 20 yıl sonra da konserlerinin demirbaşı olmaya devam ediyor.
Queens of the Stone Age - Rated R (Interscope)
Dünyanın büyük bölümü Queens of the Stone Age adını “The Lost Art of Keeping a Secret” single’ıyla duydu. Josh Homme’nin yakıcı gitar riff’leri, gruba bu albümle katılan Nick Oliveri ve vokallerde konuk olan Mark Lanegan’ın katkılarıyla ikinci QOTSA albümü “Rated geleneksel anlamda, kirli, sert ve güçlü rock’ın listelerdeki temsilcisi oldu.
The Avalanches - Since I Left You (Modular)
Avustralya çıkışlı The Avalanches ilk albümü “Since I Left You”nun dünya çapındaki başarısı karşısında şaşırdığını gizlemiyor. Grup üyeleri Robbie Chater ve Darren Seltmann’ın geniş plak arşivlerinden sample’ladıkları seslerle (yaklaşık 3500 sample) oluşturulan albüm, türünün en yetkin örneklerinden biri. “Since I Left You” ile ilgili tek olumsuz şey, kendisinden sonra yeni bir The Avalanches albümü için 16 yıl beklemek zorunda kalmış olmamız.
Primal Scream - XTRMNTR (Creation)
Hayatımıza psychedelia soslu, dans ettirmeye niyetli rock şarkılarıyla giren Primal Scream, altıncı albümü “XTRMNTR” ile vites büyütüp endüstriyel sesler, sert ritimler ve politik sözlerle kulaklara müzikal bir saldırı gerçekleştirdi. Grubun kariyerinin zirvelerinden olan albüm, aynı zamanda efsanevi bağımsız plak şirketi Creation Records’dan yayımlanan son iş
Richard Ashcroft - Alone With Everybody (Hut)
Richard Ashcroft The Verve ile İngiliz müziğinin milli marşlarından “Bittersweet Symphony”yi yarattıktan üç yıl sonra, bu defa ilk solo albümü “Alone With Everybody” ile dinleyicilerine yeni marşları “A Song for the Lovers”ı sundu. Şarkının Jonathan Glazer imzalı etkileyici videosu kolektif hafızamızda tek başınalığın tanımı olarak yer etti.
Ashcroft bir kısmı “Urban Hymns” döneminde kaydedilen şarkılarda aşina olduğumuz bol katmanlı, zengin orkestrasyonlarla beslenmiş sound’u yeni düzlemlere taşıdı
Godspeed You! Black Emperor - Lift Your Skinny Fists Like Antennas to Heaven (Constellation)
Post-rock içinde tamamen kendisine ait bir yerde duran Godspeed You! Black Emperor, “Lift Your Skinny Fists Like Antennas to Heaven” adlı ikinci albümüyle türün çıtasını alabildiğine yükseltti. Dört bölümden oluşan bir buçuk saatlik albümde insanlığın iç ve dış dünyasına dair her hisse dokunan bir ses bulmak mümkün.
Oasis - Standing on the Shoulder of Giants (Big Brother)
Britpop devi Oasis, kendisini dünyanın zirvesine taşıyan üç müthiş albümden sonra yayımladığı “Standing on the Shoulder of Giants” ile ilham kaynaklarını yeniledi ve psychedelic alemlere daldı. Oasis’in daha önce ziyaret etmediği yerlere gitmesi dinleyicilerinin bir kısmını mutlu etmese de, “Standing on the Shoulder of Giants” geriye dönüp bakıldığında cesaret ve zenginlik dolu bir albüm olarak parıldıyor.
Pearl Jam - Binaural (Epic)
90’lara hükmeden Pearl Jam, 2000’lere dünyanın içinde bulunduğu durum üzerine derin düşüncelere daldığı, diskografisinin deneysel albümlerinden “Binaural” ile giriş yaptı. Riff sağanağının dindiği, dinleyeni yavaş yavaş ele geçiren şarkılarla grunge’ın altın yıllarından beri kendilerini takip eden sadık dinleyicilerine yenilerini ekleyen “Binaural” tıpkı albüm kapağındaki nebulalar gibi içinde keşfedilecek yıldız tozları barındıran bir çalışma.