Ex Machina
© [unknown]
MÜZİK
2015'in En İyi Orijinal Film Müzikleri
Zülal Kalkandelen yılın z raporunu almaya devam ediyor. Sırada en iyi orijinal film müzikleri var.
Yazar: Zülal Kalkandelen
itibarıyla yayında
Geçen yıl Los Angeles’ta University of Southern California (USC) bünyesindeki dünyanın en prestijli sinema müziği master programına Türkiye’den kabul edilen ilk isim Murat Selçuk’la röportaj yaptığımda kendisine şu soruyu sormuştum: “Besteci Hans Zimmer'e göre, bir film yönetmeninin en çok istediği şey, filmin müziklerini yapan bestecinin başarılı olması. Çünkü besteci başarısız olursa film de başarısız olur, diyor. Siz de aynı görüşte misiniz?” Yanıtı şu oldu: “Ennio Morricone’ye göre de iyi bir müzik kötü bir filmi kurtaramazken, kötü bir müzik de iyi bir filmi berbat edemez. Bence her ikisinin de doğruluk payı var. Hans Zimmer ve Christopher Nolan, ayrılmaz bir ikili oldular. Steven Spielberg ve John Williams, Dany Elfman ve Tim Burton gibi... Bu tarz uzun soluklu besteci/yönetmen ilişkilerinde besteci, yönetmenin ne istediğini biliyor; yönetmen de besteciden en iyi sonucu nasıl alabileceğini biliyor ve ona güveniyor. Bu yakın çalışmanın ürünü olarak da ortaya filmi berbat edecek bir müzik pek çıkmıyor. Ancak stüdyo filmlerinde bu farklı olabiliyor. Hollywood’da çok yaygın olan olaylardan biri de bestecilerin filmden atılması. Stüdyolar veya yapım ekibi, film müziklerinin başarılı olamayacağı ile ilgili şüpheye düşerlerse besteciyi son dakikada değiştirebiliyorlar. Bu hiç de nadir rastlanan bir durum değil. Ünlü besteciler de dahil herkesin başına gelen bir olay. Hatta David Raksin bununla ilgili şöyle demiş: "Şimdiye kadar bir filmden kovulmadıysan henüz gerçek bir besteci değilsindir.”
İmajlarla görsel arasındaki ilişkiyi netleştiren bir yanıttı bu. Şüphesiz ki Todd Haynes’in dediği gibi, müzik ve film birbirine paralel deneyimlerdir. İkisi de aynı doğrultudadır, ikisi de öykü anlatır. Orijinal film müziklerini değerlendirirken temel ölçütlerim, mutlaka kendi içinde belli bir yapısının bulunması, filmden ayrı olarak da dinlenebilir olması ve ondan bağımsız dinlendiğinde de aynı duyguları uyandırabilmesi. Bunlarla birlikte, farklı ruh hallerini destekleyebilmek ya da yansıtabilmek adına barındırdığı güç ve bestelerdeki yaratıcı deneysel tarz da temel faktör.
Sicario
Sicario
2015 yıllık müzik değerlendirmemi yaparken iyi film müzikleri kategorisini bu yaklaşımla ele aldım. Bu listeyi oluştururken bir sıralama yapmadım; sadece iyi olduklarını düşündüğüm 20 özgün film müziğinden söz ettim. Ancak içlerinden en iyisini belirtmem gerekirse, benim oyum Jóhann Jóhannsson’ın dehasını ortaya seren Sicario'ya.
Atli Örvarsson - Rams (Hrútar)
Grímur Hákonarson'un yazıp yönettiği Rams, İzlanda yapımı bir dram filmi. İzlanda’nın Oscar adayı da olan filmde birbirleriyle 40 yıldır konuşmadan yan yana çiftliklerde koyun yetiştiren iki kardeşin koyunları bulaşıcı bir hastalık yüzünden ölmeye başlayınca, yetkililer tüm hayvanların öldürülmesine karar verir. Bunun üzerine pes etmeyen kardeşler, koyunları kurtarmak için bir araya gelerek mücadele eder. Örvarsson, hem orkestral besteleriyle İzlanda kışının sakin güzelliğini sergilerken hem de kendi çaldığı akordeonu çok yetkin bir şekilde kullanıp folk hissini koruyor. Trajik ve karanlık tonunun yanı sıra yalın estetiğiyle duygusal anlamda iz bırakan bir soundtrack.
Cat's Eyes - The Duke Of Burgundy
Peter Stricklands’ın yönettiği The Duke of Burgundy adlı dramanın müzikleri, saykedelik rock grubu The Horrors’ın vokalisti Faris Badwan ile soprano / multi-enstrümantalist Rachel Zeffira’dan oluşan Cat’s Eyes’ın imzasını taşıyor. Varlıklı bir aileden gelen ve kelebek koleksiyonculuğu yapan Cynthia ile hizmetçi Evelyn arasındaki sınırları zorlayan romantik ve cinsel ilişkiyi cesur bir dille sinemaya aktarmış yönetmen. Cat’s Eyes’ın gizemli müziği ise, karakterler arasındaki romantik anların yanı sıra, erotizmi ve nörotik ilişkiyi de ortaya serecek şekilde tahta nefesli çalgılarla yaylıların sürükleyici dünyasında örülmüş.
The Octopus Project - Kumiko, The Treasure Hunter
Analog ve dijital ekipmanlarla yarattıkları deneysel indietronica sound'u ile tanıdığımız The Octopus Project, David Zellner’in yönettiği dramanın orijinal film müziklerini yaptı. Gerçek bir olaydan esinlenen Kumiko, The Treasure Hunter, Coen kardeşlerin 1996 tarihli ünlü kara komedisi Fargo’da sözü edilen hazineyi bulmaya çalışan Takako Konishi’nin ölümü etrafında gelişen şehir efsanesini konu alıyor. The Octopus Project’in yerine göre melodik ve dokunaklı, yerine göre drone ve noise odaklı müzikleri, Konishi’nin Tokyo’dan Kuzey Dakota’ya uzanan macerası sırasında karşılaştığı tehlikeleri yansıtıyor.
Lauire Anderson - Heart Of A Dog
Müzisyen ve performans sanatçısı Laurie Anderson, ölen köpeği Lolabelle’in ardından, geçmişten ve günümüzün toplumsal / politik atmosferinden örneklerle sevgi ve ölüm üzerine derin düşüncelere dalıyor. Animasyonla arşiv görüntülerini kaynaştıran belgesel, bir anlamda Laurie Anderson’ın Lou Reed’in ölümüyle girdiği süreçte hayattaki kayıplarla baş etme mücadelesinin yansıması. Müzik, dış sesler ve Anderson’ın spoken word tarzı vokaliyle yaratılan soundtrack, kimi zaman eğlendirici ve eğitici, kimi zaman da hüzün verici. Bir bütün olarak dinlendiğinde felsefi açıdan son derece çarpıcı, deneysel bir şaheser.
Nick Cave & Warren Ellis - Far From Men
David Oelhoffen’in yönettiği Far From Men, Albert Camus’nün kısa hikayesinden sinemaya uyarlanan bir drama. Filmde, Cezayir İç Savaşı sırasında bir kasabada cinayetle suçlanan bir Fransız öğretmenin muhalif bir köylüye yardım etmek zorunda kalışı ve ikilinin kaçarken başına gelenler anlatılıyor. Nick Cave ve Ellis, oldukça dramatik bir filme daha önceki soundtrack çalışmalarını hatırlatır şekilde yine çok etkileyici müzikler yapmış. Yıkım sonrası bir atmosfere uygun karanlık ve ağır hava, piyano, keman ve elektronik öğelerin yarattığı minimalist ve hipnotik ses manzaralarıyla şekilleniyor.
Ben Salisbury & Geoff Barrow - Ex Machina
28 Days Later ve Sunshine filmlerinin senaryo yazarı Alex Garland’ın ilk yönetmenlik denemesi olan film, yapay zekayı konu alan bir bilimkurgu üçlemesi. Konuya uygun olarak karanlık synth’lerin baskın olduğu, organik ve elektronik sound’ların karışımı bir müzik yaratmış Ben Salisbury ve Geoff Barrow. İkili, filmdeki insan ve makine arasındaki gerginliği, John Carpenter’ı anımsatan synth’lerle birlikte organik sesleri de kullanarak, albümün tümüne yayılan klostrofobik bir ruh hali ile oldukça başarılı yansıtmış. Tek bir mekanda, üç karakter arasında iki saate yakın bir diyalog şeklinde geçen bir filme müzik yapmak hiç kolay değil. Ama Salisbury ve Barrow, eski bir organı, yoğun reverb etkisi olan bir pedal ve synth ile birlikte çalıp uzun sahnelere uyum sağlamayı denemiş ve çok da başarılı bir iş çıkarmış.
Nils Frahm - Victoria
Alman yönetmen Sebastian Schipper’in Victoria adlı filminin müzikleri modern klasik müziğin en yetenekli isimlerinden Nils Frahm’ın elinden çıktı. Schipper, kendisine bu film için teklif getirdiğinde Frahm, “Böylesine güçlü bir filmin müziğe ihtiyacı olur mu?” diye düşünmüş ve o güçlü sahnelere eşlik edecek bir film müziği yapmanın kolay olmayacağını anlamış. Ama sonunda çellist Anne Müller, kemancı Viktor Orri Árnason ve dark ambient’ın en nadide gruplarından biri olan Deaf Center’dan gitarist Erik K Skodvin ile birlikte bir kez daha hayranlığımızı kazanacak bir albüm kaydetmiş. Gece gizlice partiye giden bir genç kızın banka soygununa karışmasını anlatan filme uygun olarak karanlık ve minimalist besteler var albümde. Belli ki Erik K Skodvin’in etkisiyle Deaf Center sound'una yakın anlar da belirgin müziklerde.
Daniel Pemberton - Steve Jobs
Teknoloji devi Apple’ın kurucusu Steve Jobs’ın hayatını gözler önüne seren film, iki saatlik süresi boyunca ağırlıklı olarak diyaloglara odaklansa da usta yönetmen Danny Boyle sayesinde izleyiciyi hiç sıkmadan akıyor. Besteci Daniel Pemberton’ın olayların kızıştığı anda gerilimi yükselten, dramatik anlardaki duygu yoğunluğunu yaşatan elektronik müzikleri alkışı hak ediyor. Yinelenen vuruşlar ve ritimlerle gerginliği depreştirirken, aynı zamanda tekrarlanan melodilerle Apple mantığına uygun bir minimalist yalınlık da içeriyor. Klasik film müziklerinin dışında yaratıcılık açısından oldukça ilginç bir soundtrack.
Jóhann Jóhannsson – Sicario
İzlandalı besteci Jóhann Jóhannsson, yıllardır yaptığı her çalışmayla çağdaş müziğin en yetenekli isimlerinden birisi olduğunu kanıtlıyor. Bu yıl da dinlediğim en iyi orijinal film müziğini o yaptı. Yönetmenliğini Denis Villeneuve’nün üstlendiği aksiyon gerilim filmi Sicario, ABD ve Meksika arasındaki kanunsuz sınır kenti Suarez'de idealist bir FBI ajanı olan Kate ve özel operasyon kuvveti görevlilerinin uyuşturucu kartelleriyle mücadelesini konu alıyor. Filmin yaratım sürecine en başından dahil olup, müziği imajlarla birlikte organik bir etkileşim süreci içinde geliştiren Jóhannsson, “yerin altında yatan gerginliği veya bizi hedefleyen bir kötü yaratığın kalp atışını yansıtmak istediğini” söylüyor. Sınırda süren uyuşturucu savaşının yarattığı melankoliyi yansıtan şarkısı Melancholia ve karanlık synthesizer’lar ile vurucu perküsyonun ritmiyle kurguladığı The Bank'in yarattığı heyecanı arka arkaya deneyimleyince ne demek istediğini anlıyor insan.
Disasterpeace - It Follows
David Robert Mitchell’ın yönettiği korku filmi It Follows, cinsel birleşme yoluyla kişiden kişiye geçen bir laneti konu alıyor. Sizden başka kimsenin görmediği ama yanınıza geldiği anda canınızı alabilecek doğaüstü bir varlık söz konusu... Böylesine ürpertici bir teması olan filmin özgün müziklerini yapmak herkesin harcı değil ama Disasterpeace işin hakkını vermiş. Asıl adı Richard Vreeland olan Amerikalı müzisyen, Chiptune denilen müzik türü yani eski bilgisayarlar, video oyun konsolleri ve atari salonlarındaki makineler için yapılan synth temelli müzik ile tanınıyor. It Follows için tuhaf ve aynı zamanda son derece ilginç elektronik sesleri devreye sokmuş. Felaketi iliklerinize kadar hissedebileceğiniz dehşetin yanı sıra bazı anlarda dinginliğin de sezilebildiği, değişken ruh hallerini içinde barındıran hayranlık uyandırıcı bir soundtrack.
Ennio Morricone - The Hateful Eight
Quentin Tarantino’nun yeni Western filmi The Hateful Eight, film gösterime girmeden ondan daha çok ilgi çekti. Aslında ünlü bestecinin John Carpenter’ın The Thing adlı filmi için yaptığı ama hiç kullanılmayan bestelerinden oluşan özgün film müziği, The Hateful Eight'e kısmet oldu. Morricone, ayrıca bu film için yeni parçalar da yazarak eski materyali genişletmiş. The Good, the Bad and the Ugly, Once Upon a Time in the West ve My Name is Nobody gibi filmlerin müziğiyle hafızalara kazınan Morricone, 40 yıl aradan sonra ilk kez bir Western filmine özgün müzik yapıyor. Aslen bir korku filmi için yazılan bestelerin bir Western filminde kullanılması ilk anda şaşırtıcı geliyor ama Tarantino yine dehasını gösterip sivil savaş sonrası Amerika’da bir kar fırtınasının ortasında sekiz yabancının başından geçen yaşam mücadelesini anlatan filme uyarlamış müziği. Şu ana kadar medyaya yansıyan görüntüler, yaylılar ile fagot, obua ve ksilofonun sarsıcı iletişiminin vahşi sahnelerin karanlık atmosferinde müthiş olacağını düşündürüyor.
Hans Zimmer, Steve Mazzaro, Andrew Kawczynski - Chappie
Güney Afrikalı yönetmen Neill Blomkamp’in çektiği film, suçla mücadele için aşırı güç uygulayan bir polis teşkilatının geliştirdiği yapay zekaya sahip robot Chappie’nin bir grup tarafından kaçırılıp hissetmeyi ve sevmeyi öğrenişini anlatıyor. Blomkamp, ilk uzun metrajlı filmi District 9'da olduğu gibi yine Johannesburg’a döndüğü bu filmde, insan ve insan yapımı makineler arasındaki ilişkiyi suç ve sevgi kavramları üzerinden ele almış. Hans Zimmer’in Steve Mazzaro ve Andrew Kawczynski’nin katkılarıyla yaptığı özgün müzik, besteciyi takip edenler için şaşırtıcı şekilde tümüyle elektronik. Ben gişe rekorları kıran büyük bütçeli filmlerdeki estetiğe ve çoğunda var olan Zimmer’in abartılı sound’una pek yakın değilim ama bu kez farklı bir durum söz konusu. Chappie’nin bir robot olarak değişimi, 80’lerin soğuk ve agresif elektronik sound’u ile yaratılmış. Ortaya çıkan müziğin temeli, ucuz elektronik soundtrack’lerin aksine çok sağlam.
Alexandre Desplat - Suffragette
Sarah Gavron’un yönettiği Suffragette, İngiliz kadınlarının 1912-13 yıllarında oy hakkı için başlattığı feminist hareketi ve hükümetin acımasız müdahalesi ile mücadelelerini anlatan tarihi bir dönem filmi. Alexandre Desplat’nın film için yaptığı müzik, filmin konusunu bilmeseniz bile size yaşanan dramatik olayları hissettirecek güce sahip. Orkestra için yazılan besteler piyano ve arp soloları da içeriyor. Yönetmen Gavron, izleyicilerin oy hakkı için eylem yapan kadınlarla birlikte sokakta yürüyor gibi hissetmesini istediği için müziğin duygusal bir yolculuğa eşlik etmesini talep etmiş. Aynı zamanda kendilerini tehlikeye atan kadınların yaşadığı kuşku ve baskıyı da yansıtması amaçlanmış. Alexandre Desplat, gerçekleştirdiği mükemmel orkestrasyonla bana bütün bunları hissettirdi.
Carter Burwell - Carol
Todd Haynes’in yönetmenliğini üstlendiği romantik drama Carol, Patricia Hingsmith’in romanından sinemaya uyarlandı. Cate Blanchett’ın güçlü oyunculuğu ve karizmasıyla bir kez daha beyazperdeye damgasını vurduğu film, 1950’ler New York’unda orta yaşlı zengin bir kadın ile genç bir tezgahtar arasında yaşanan lezbiyen bir ilişkiyi anlatıyor. Carter Burwell’in özgün müziği, o dönemde toplumun kabul etmediği bu ilişkinin yarattığı anlatılamayacak duyguları, karakterler arasındaki tutkuyu, Blanchett’ın canlandırdığı Carol’ın gizemli ve soğuk karakterin niteliğini aktarma rolünü büyük bir yetkinlikle yerine getiriyor. Piyano, klarnetin, bas ve arp ile kurgulanan armonilerdeki iniş ve çıkış, tutku, büyülenme ve olanaksızlıklar sonucu kaybedilen ilişkinin yarattığı boşluğu tanımlıyor.
Roque Baños - In The Heart Of The Sea
Nathaniel Philbrick’in aynı adlı kitabından sinemaya uyarlanan filmde, 1820’de balina avcılığına çıkan bir gemiye dev bir beyaz balinanın saldırmasıyla gemi personelinin 90 gün boyunca denizde verdiği mücadele anlatılıyor. Moby Dick’in yazarı Herman Merville’e ilham kaynağı olan gerçek bir olaydan söz eden filmin yönetmeni Ron Howard. İspanyol besteci Roque Baños, filmin müziklerini Abbey Road Stüdyoları’nda Londra Senfoni Orkestrası eşliğinde (60 yaylı, 10 tahta üflemeli ve 16 pirinç üflemeli çalgı, arp ve 4 perküsyon aleti) kaydetmiş. Baños, filmin epik karakterine uygun olan görkemli orkestra sound'unu tam dozunda tutmayı bilmiş ve bunu yaparken de gerek enstrümantasyon gerekse duygu yoğunluğu açısından çok renkli bir palet kullanmayı ihmal etmemiş.
Theodore Shapiro - Trumbo
Bruce Alexander Cook’un Dalton Trumbo adlı biyografi türündeki kitabından sinemaya uyarlanan film, 1947’de Amerika’da Holywood filmlerinde komünist propaganda yapıldığı gerekçesiyle açılan davada yargılanan senaryo yazarı Dalton Trumbo’nun hayatını konu alıyor. Kongre’ye isim vermeyi reddederek 11 ay hapis yatan Trumbo’yu filmde Michael London canlandırıyor. Austin Powers ve Meet the Parents gibi filmleriyle tanınan Jay Roach’un komedi ve siyasi HBO dramaları arasındaki bir tarzda yönettiği filmin müziklerini de ona uygun bir karakterde. Deneysel caz sound'u, filmin hızlı akışı içinde önemli bir destek unsuru.
Kreng - Cooties
Jonathan Milott ile Cary Murnion’un yönettiği Cooties, bir ilkokula bulaşan virüs yüzünden aniden patlak veren salgın sonucunda zombiye dönüşen çocukların gazabından kurtulmaya çalışan okul personelinin öyküsünü anlatıyor. Başrolde Elijah Wood’un yer aldığı ve komedi ile korkuyu enteresan biçimde kaynaştıran filme müzik yapması için akla gelebilecek en iyi isimlerden birisi bulunmuş ve orijinal müzik, Pepjin Caudron’un Belçika merkezli projesi Kreng’e teslim edilmiş. Ses örneklerini karanlık caz sound’u ve elektronik öğelerle harmanlayıp sinemasal müzikler yapmakla ün salan bestecinin Cooties için yarattığı müzik, gerektiğinde eğlenceli gerektiğinde de dehşet verici. Hatta yaylılar eşliğinde çocuk uğultularını kaydedip ambient’ın içine daldığı anlarda dokunaklı.
Johnny Jewel - Lost River
Oyuncu Ryan Gosling’in yazıp yapımcılığını üstlendiği ve ilk yönetmenlik denemesini gerçekleştirdiği Lost River, yeni kara film (neo-noir) türünün örneklerinden. Amerika’daki emlak krizi hakkında gerçeküstü bir masal niteliğindeki film, yalnız yaşayan bir annenin evini kaybetmemek için esrarengiz bir gece kulübünde çalışmaya başlamasından sonra, genç oğlunun gizli bir sualtı dünyasını keşfetme sürecini anlatıyor. Multi-enstrümantalist, besteci Johnny Jewel’i yıllardır Italians Do It Better etiketiyle yayınladığı albümlerden, Glass Candy, Chromatics, Desire ve Symmetry projelerinden izleyenlerin iyi bildiği gibi, kendisinin yaptığı her müziğin sinemasal bir karakteri var. Herhangi bir film için yapılmadığında bile müziklerini dinleyene kendi aklındaki hikayeyi sezdirmekte son derece başarılı bir müzisyen Jewel. Bu kez belli bir filme, üstelik kara filme yaptığı müzik tahmin edilebileceği gibi şüpheleri hep canlı tutacak bir atmosfer içinde tedirgin edici bir çekicilik yansıtıyor. Tehlikeye doğru adım attığınızı bilseniz de geriye dönmediğiniz anlar vardır ya, müziğin verdiği temel his bu.
Ryuichi Sakamoto, Alva Noto, Byrce Dessner - The Revenant
Alejandro González Iñárritu’nun yönettiği The Revenant'ın orijinal müzikleri henüz tümüyle stream’e açılmadı ama bu filmin müziğini listeye almasam olmazdı. Michael Punke'ın yazdığı The Revenant: A Novel Of Revenge kitabından beyazperdeye uyarlanan film, kürkleri için hayvan avlayan bir avcının, bir boz ayı tarafından ölümcül bir biçimde yaralandıktan sonra, kendi ekibince ölüme terk edilişini ve intikam duygusuyla dirilişini anlatıyor. 19. yüzyıl Amerika sınırında geçen film, belli ki sahnelediği doğanın güzelliği kadar gerilimli hikayesiyle de sarsıcı. Şu ana kadar duyduğum kadarıyla Ryuichi Sakamoto ve Alva Noto mahlasıyla tanıdığımız Alman elektronik müzik dehası Carsten Nikolai, yılın en çarpıcı film müziklerinden birine imza atmış görünüyor. The National’dan Bryce Dessner’ın da katkıda bulunduğu soundtrack ile aktarılan acı, öfke, yabancılaşma, intikam ve melankoli, belli ki sağlam çarpacak hepimizi.
Wojciech Golczewski - We Are Still Here
Ted Geoghegan’ın yazıp yönettiği We Are Still Here, hayaletler ve mitlere takıntılı Amerikan korku filmi endüstrisinin son ürünlerinden birisi. Korku filmlerinden pek hazzetmesem de dramatik müzikleri ilgimi çekiyor. Polonyalı besteci Wojciech Golczewski, lanetli bir evde geçen filmin ruhunu yarattığı karanlık atmosferle etkili bir şekilde tanımlıyor. Ürpertici bas titreşimlerinin içinden geçen gizemli piyano tınılarıyla kurgulanan ambient manzaraları çok ilginç. Golczewski, geleneksel korku filmi müziklerinin aksine bu film için organik bir ses tasarımı konseptini tercih etmiş ve ortaya son derece minimal bir sound çıkmış. Filmi izlemeden de dinleyebileceğiniz ve dinlerken de söz konusu lanetli evi adeta konuşan bir canlı gibi hissedebileceğiniz müzikler yapmış Golczewski.