Caroline Wozniacki
© Getty Images
TENİS

Caroline Wozniacki Sonunda Gerçekten Zirvede

Tam dibe vurdu denirken küllerinden doğarak Avustralya Açık'ta şampiyonluğa uzanan Caroline Wozniacki'nin başarı öyküsü.
Yazar: Erman Yaşar
5 dakikalık okumaPublished on
Caroline Wozniacki, Melbourne’de son derece sıcak bir yaz gecesinde hayatının ve kariyerinin yönünü değiştirmeyi başardı. En başarılı dönemlerinde bile "Asla grand slam kazanacak yetenekte bir oyuncu değil" denen ve 2018 yılına kadar bu yükü omuzlarında taşımaya çalışan Caro artık daha özgür, yüklerinden kurtulmuş durumda. Peki, zirveden düştükten sonra kariyeri hep geriye doğru giden, istikrardan uzak bir görüntü çizen, etkileyici bir oyunu olmayan Caroline Wozniacki tüm o hengamenin içinden nasıl oldu da kendini tekrar zirveye çıkarabildi? Haydi, filmi biraz başa saralım.
Wozniacki daha çok küçük bir çocukken sporla yolu kesişti fakat tenise aşık olması için daha zaman vardı. Jimnastik, yüzme, hentbol ve sonrasında ciddi anlamda çok severek oynayacağı futbol ilk denemeleriydi. Futbolu o kadar seviyordu ki kendisini ileride iyi bir futbolcu olarak düşlemeye başlamıştı ancak o dönem kadın futbolunun hâyli geride olduğu Danimarka’da kızı için tenisin daha doğru bir seçim olacağını fark eden babası Piotr, ufak Caro’nun hayatına ilk müdahalede bulundu. Yıllar sonra çocukluğuna yazdığı bir mektupta Caroline babasına "sen haklıydın" diyecekti, "Haklıydın ve iyi ki tenisle beni buluşturdun!"
Önce Danimarka’da sonra junior tenisinde tüm dünya genelinde büyük yankı uyandıran Wozniacki, 19 yaşında Kim Clijsters gibi bir efsane karşısına Amerika Açık şampiyonluğu için çıktı. Çok da iyi bir ilk set oynamasına rağmen tecrübe ve zirve kalitenin karşısında duramadı. Kendisi dahil herkes aynı fikirdeydi, bu yenilgiye çok takılmanın manası yoktu çünkü en geç 2-3 sene içinde o büyük şampiyonluk gelecekti. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı.
20 yaşında dünya 1 numarasına çıkıp 2010 ve 2011’i peş peşe zirvede kapattı. Bu süreçte birçok turnuva kazandı, turun en çok kazanan, en popüler oyuncularından biri haline geldi, lakin en büyük arzusunu hala gerçekleştirememişti. "Grand slam kazanamayan 1 numara mı olur?"önermesi teniste klasikleşmiş bir kalıp. Caro’nun savunmaya daha ağırlık veren, winner üzerine kurulu olmayan oyunuyla bu grand slam kırılganlığı birleştiğinde, teşhis daha da sertleşmişti.
Dünya 74 numarasına da düşse, kortta kimi zaman çaresiz de kalsa artık biliyordu ki kimse her zaman kazanamaz ve bazen yenilgilerin size çok değerli katkıları vardır.
Caro, grand slam kazanabilecek kapasitede bir oyuncu değil deniyordu artık. Bu yargıyı kırmak için eline ikinci bir şans 2014’te yine Amerika Açık’ta geçti ama bu sefer de yakın dostu Serena Williams ezip geçecekti onu. Aynı dönemde dünyaca ünlü golf yıldızı nişanlısı Rory McIlroy’un da kendisini düğünlerine günler kala terk etmesiyle Caroline Wozniacki dünyadaki en mağlup insan gibi hissetmişti kendisini. Artık önünde iki yol vardı, ya pes edecek ve dibe vurmanın melankolisine kapılacaktı ya da yeni bir sayfa için düştüğü yerden ayağa kalkacaktı. İlki kolay olan yoldu. Fakat Caro’nun zor olan yollarla tanışıklığı daha yedi yaşında başlamıştı: Sabah 06.00’da kalkıp, uzun yolları aşarak gittiği tenis antrenmanlarıyla... Zoru seçti ve tekrar zirvenin peşinden gitti.
Önce özel hayatındaki sorunlarını bir kenara koydu. Her zaman en çok tenisi sevmişti, eski dostuna tutunarak hayatındaki her zorluğu aşabilirdi. Buna inandı ve oyuna sarıldı, oyunu her zamankinden daha çok sevdi. Yine kaybetti, yeri geldi eskisinden daha fazla kaybetti ama eskisi kadar canını yakan yenilgiler almadı. Artık olgun bir kadındı, hem insan hem de oyuncu olarak. Dünya 74 numarasına da düşse, kortta kimi zaman çaresiz de kalsa artık biliyordu ki kimse her zaman kazanamaz ve bazen yenilgilerin size çok değerli katkıları vardır. Sonraları kendisinin de itiraf ettiği gibi artık her şeyi daha çok seviyor ve keyif alıyordu. Özel hayatında yine aşkı buldu, belki bir önceki vazgeçiş her şeyin rüyaya dönüşmesi için bir vesileydi, dedi. Daha da sevdi hayatını, tenisi...
Caroline Wozniacki

Caroline Wozniacki

© Getty Images

Artık kortta keyif almak için oynuyordu ve oyunu her geçen gün gelişti. Servisi yukarı çıktı, sürekli savunma yapan bir geri çizgi oyuncusu olarak yaftalandığı dönemin tersine kortun içine çok daha fazla giren, file önü oyununu çok daha tercih eden agresif bir ‘all-around’ oyuncuya dönüştü. 2017 yılını 70 galibiyetle en çok maç kazanan kadın tenisçi olarak kapatır kapatmaz dünya 2 numarasına kadar yükseldi. Artık zirveye sadece bir adımı kalmıştı ve o adım da bir grand slam finalinde gelecek, her şey bir peri masalına dönüşecekti.
Yaşadığı tüm acılardan, hayal kırıklıklarından, yoksunluklardan beslenerek, asla geri adım atmayarak ve birçok insana ilham kaynağı olacak bir öyküyle kendisini kuyunun dibinden zirveye çıkardı.
Hayatı boyunca grand slam kazanabilecek yetkinliğe sahip olmayacak denilen bu genç Danimarkalı kız çocuğu hikâyenin draması daha da yükselsin diye özel ayarlanmışçasına aynı maçla hem şampiyonluğa hem de zirveye gitti. Yaşadığı tüm acılardan, hayal kırıklıklarından, yoksunluklardan beslenerek, asla geri adım atmayarak ve birçok insana ilham kaynağı olacak bir öyküyle kendisini kuyunun dibinden zirveye çıkardı. Bunu elbette çok çalışarak yaptı ama şuna emin olunuz ki, eskiden de turun en çalışkan birkaç oyuncusundan biriydi. Bunu asıl 'sevgi'yle yaptı. Hatalarını severek, onlardan çıkardığı dersleri severek, oynadığı oyunu severek, çevresinde onun için çırpınan ailesini ve takımını severek...
O mektupta da itiraf ettiği gibi, babası haklıydı. Ufak Caroline için en iyisi buydu, dünyanın zirvesine çıkacaksa ona bu oyun yardımcı olacaktı, oldu da.