Afyonbando (Emre Garan)
© Barış Acarlı
MÜZİK

One Love'ın Red Bull Sahnesi'ni Garan Garan'ın Setiyle Hatırlıyoruz

One Love Festival'in 15. edisyonunda Red Bull Sahnesi konuklarından Emre Garan, o gün çaldığı seti SoundCloud hesabında paylaştı. Kendisine festival için hazırladığı seti ve evde geçen günleri sorduk.
Yazar: Red Bull
5 dakikalık okumaPublished on
New York ve İstanbul çıkışlı Emre Garan, müzik dünyasında onu tanıdığımız adıyla Garan Garan, farklı tarzları bir araya getirdiği multikültürel tarzıyla tanınıyor. Emre, küçük yaşlardan bu yana birçok uluslararası festivalde, repertuvarını geniş kitlelere sergiledi. 2019 One Love Festival'in Red Bull Sahnesi'nde yer alan sanatçılardan olan DJ, festivalde çaldığı seti SoundCloud hesabında paylaştı. Kendisiyle gerçekleştirdiğimiz söyleşi ve set hemen aşağıda.
Evde daha fazla vakit geçirdiğimiz günlerde üretim sürecin nasıl etkilendi? Yeni materyaller üzerinde çalışmak için daha fazla vakit bulabiliyor musun?
Evde fazlaca vakit geçirdiğim bu günlerde uzun suredir askıya aldığım birçok fikir, proje ve müzik ile ilgilenme fırsatım oluyor. Uzun zamandır istediğim plak koleksiyonumu arşivlemek, arkadaşlarımın deyimiyle “Hayırlı bir dj” olarak playlist ve mix hazırlamak, beğendiğim bir single’i değil bütün albümü dinlemek, biraz daha müzik tarihi incelemek, ev stüdyoma eklemeler yapmak, sample’lar bulmak ve fikirlerimi projelendirmek bunlardan bazıları.
Hep farklı kültürler ve farklı tarzlardan etkilendin müziğinde. Bu ara odaklandığın ve izleri üretimine de dokunan bir tarz var mı?
Babamın beni Pozitif, Babylon ve Radio Oxi-gen’in geniş müzik yelpazesinde büyütmesi bana birçok farklı müzik tarzlarını genç yaşta tanıma fırsatı verdi. 13 yaşında ilk Radio Oxi-Gen programıma başladığımda Fela Kuti, Azymuth ve World müziği ile başlamıştım. Daha sonra üniversite yıllarımda çok vakit geçirdiğim Chicago’nun tarzına; gerçek “deep house” müziğinin caz müziği ile birleşimi ve etkileşiminden çok etkilenmiştim. Farklı tarzları dinlemeyi sevsemde genelde bir tarza takıp aylarca araştırmalar yapıp dinliyorum, öğreniyorum. Bu aralar müzik tarihinde çok önemli bir yeri olan MPC drum/sampling machine’inin ustalarını çok dinliyorum. Başta J Dilla ve Hip-Hop müziğine çağ atlattıran prodüksiyonları ve bence House müziğin en önemli isimlerinden olan, Theo Parrish’in müziğine odaklanıyorum. Bazen müziğin matematiğine karşı gelen tarzları çok hoşuma gidiyor ve beni şu an MPC 3000 almaya ikna ettiler.
One Love Festival’in Red Bull Sahnesi için setini hazırlarken dikkat ettiğin detaylar nelerdi?
Festival kitlesiyle kapalı mekanda seni dinlemeye gelen kitle arasında farklar olması normal sonuçta… Festival’de müzik çalmak benim için çok ayrı bir zevk. Festival kitlesinin genellikle kulüplere göre daha sofistike bir kulağı var. Festivallerde farklı müzik tarzları çalıp kulüplerde alamadığım bazı riskleri alabiliyorum.
Red Bull Sahnesi’nde Max Abysmal, Palms Trax gibi isimlerle aynı sahneyi paylaştın. Seni en çok etkileyen performans hangisiydi?
Dekmantel Soundsystem ve Palms Trax’in şaşırtmayacağından kesinlikle emindim. Gerçekten çok iyi “selector”lar. İstanbul’da çok güzel performanslar verdiler. Ama benim için sahnenin en etkileyici performansı Carista’dan geldi. Enerjisi, setlerindeki house sound’larının, Afro- beat ve UK Garage birleşimi çok güzel bir tarz çıkarıyor ortaya. Kendisiyle 1-2 saat vakit geçirip sohbet etme imkânı da buldum. Yükselişte olan çok yetenekli ve iyi bir insan. Çok kısa zamanda büyük bir “headliner” olur.
Yakın gelecek için ne gibi planların var? Üzerinde çalıştığın projeler var mı şu sıralar?
Pandemi sürecinin her sektörün planlarını etkilediği gibi belki de en çok bu sektörü etkiledi. Birçok heyecanlandığımız projeyi durdurmak zorunda kaldık. Yurtdışında birkaç performansım da askıya alındı bununla birlikte. Ama pozitif bakmak lazım. Ben bir kapı kapanınca diğer bir kapının açılacağına inanıyorum. Böyle zamanlar birçok fırsatı doğurur. Şu anda üzerinde çalıştığım üç tane birbirinden heyecanlı projem var. Bunlardan bir tanesi New York bazlı bir plak şirketinin uzun zamandır peşinde olduğu bir Türkçe şarkının remix’i. Bu aranan remix’in uzun bir zamandan sonra “official worldwide vinyl ve digital release”’i için uğraşıyoruz. Bu projeleri yakın zamanda paylaşmak için can atıyorum.
Müzik dünyası da haliyle bugünlerde bir değişim içerisinde. Birçok sanatçı evlerinden canlı performanslar, arşivden kayıtlar ve farklı yaratıcı yollarla dinleyici karşısına çıkıyor. Bunlar arasında senin ilgini çekenler hangileriydi?
Bazı yapılan live stream’lerin son derece ruhsuz ve kaliteden yoksun olduğunu düşünüyorum. Son derece itinasız yapıldığını düşünüyorum. Ama tabi ki daha iyi yapılanlar var. Worldwide FM’de Gilles Peterson ve Louie Vega’nin programları, Quest-Love’in tek başına hemen hemen her gün çıkıp müzik çalması ve DJ Spinna’nin Stevie Wonder özel programı çok güzeldi. Bu programlar esnasında hiçbir yerde duyulmamış, yayınlanmamış parçaları da dinleme fırsatımız oldu. Ayrıca da bazı DJ’lerin Bradley Zero ve Kai Alce gibi evlerini küçük birer radyo stüdyolarına çevirmesi ve program yapması bu donem için hatırlayacağımız hoşluklardan biriydi.
Müzik dışında nasıl geçiyor ev günleri? Daha önce fırsat yaratamadığın şeylere odaklanma şansı bulabiliyor musun?
Tahminimce herkese de olduğu gibi inanılmaz bir yemek merakım başladı. 2-3 aydır gerçekten birçok tarif öğrenip evde ziyafet yaptım. Bu konuda çok yol kat ettim ve yeni bir tutkumu keşfetmiş oldum. Aslında yemek ve müziğin birçok bağı ve birleştiği nokta vardır. Artık bu konuda sadece tüketen tarafta olmamak güzel bir his. Bunun dışında galiba Netflix ve Apple TV’deki bütün dizi ve filmleri bitirdim. Uzun bir zaman sonra İstanbul’da ailemle bol vakit geçirmek, normal saatlerde uyuyup uyanmak ve biraz detoks yapma fırsatım oldu.