Tuğçe San

Şimdi Neredeler: Tuğçe San

© Red Bull

'90’ların ortasında boynunda yılanları, dansları ve kocaman kahkahasıyla fırtınalar estiren Tuğçe San, şimdi nerede, ne yapıyor?

"Hayatımda beni en mutlu eden röportaj serisi" dersem abartmayacağım ‘Şimdi Neredeler?’ için İzmir’deyim. Hissedilen sıcaklığın 39 dereceye çıktığı şehirde, ara sokakların gölge kısımlarını tutturmaya çalışarak Sevinç Pastanesi’ne doğru yürüyorum. Bir yandan da kendi kendime, "Bu seri için Sudan’a gitmem gerekse vakit kaybetmem" diye düşünerek...
Biraz sonra buluşacağım isim -her ne kadar bu seride konuğum olan herkes için aynı heyecanı duysam da- resmen kalbimin normalden daha hızlı atmasına neden oluyor. 1996 yılında yayınladığı ilk albümü ile techno-pop‘u Türk müziğine kazandıran, boynunda dolanan koca yılanları, gümbür gümbür kahkahası ve sağlam duruşu ile ortalığı kasıp kavuran ama sonra müzikten elini eteğini çekip çok uzaklara, Amerika’ya yerleşen ve burada bir güzellik salonu açan Tuğçe San’la saat 15:00’te Alsancak’ın 60 yıllık ünlü pastanesinde buluşacağız.
Erkenden gidip bir masaya kuruluyorum çünkü birkaç saat önce gönderdiği, “Ben tam 15:00’te Sevinç Pastanesi’ndeyim Melisçim!” mesajından dakikliğini anlıyorum. Ve dakik olmayana verebileceği tepkiyi de.
Tuğçe San’ın izini nasıl bulduğuma gelince... Tabii ki çağımızın nimeti internet sayesinde. Facebook ve Instagram’dan gönderdiğim mesajlara çok sıcak bir şekilde karşılık verip Temmuz ayında Türkiye’ye tatile geleceğini ve İzmir’de buluşabileceğimizi söylemesiyle uçak biletlerini almam bir oluyor.
Beklediğim gibi tam 15:00’te pastaneye geliyor San. İnsanda uyandırdığı ilk izlenim, varlığını girdiği ortamda anında hissettiren biri olduğu. Sanki birbirimizi eskiden beri tanıyormuşuz gibi sarılıyoruz. Hiç yadırgamıyorum. Hemen sohbete başlıyoruz.
Şu döneme uygun o kadar çok fikrim var ki. Ama kendi yatırımımla yapmak istemiyorum, çok iyi yaşıyorum, riske girmek istemiyorum. O yüzden de piyasaya çıkmadım. '90’lı yıllarda çıkardığım albümün daha iyisini yapamayacaksam da çıkmayacağım.Tuğçe San
Tuğçe San
Tuğçe San
Madem memleketindeyiz, İzmir’den başlayalım. Sende bu şehrin nasıl bir yeri var?
İzmir benim vazgeçilmezim. İş hayatıma, müziğe, dans etmeye burada başladığım ve ailem de burada olduğu için bambaşka bir yeri var benim için.
Nasıl başladın dans etmeye?
Burada Alsancak’ta, hemen şu arka tarafta Ogün Yıldırım Dans Grubu’nda. Sabah okula, okul sonrası işe, iş sonrası da TRT programına backup dancer olarak gidiyordum. O yıllarda tabii sadece TRT var, özel televizyon yok. Coşkun Sabah’ın programı vardı, onun arkasında dans ederdim.
Nerede yapılıyordu?
Fuar içerisinde TRT’nin bir program yeri vardı, oraya gidiyorduk.
İşe gidiyordum dediğin nereye gidiyordun?
Tezgahtardım. Hemen şurada, Sevinç Ayakkabı’da. Hala duruyor.
Çok küçük yaşta çok faal bir yaşamın vardı o zaman.
Çok. Hem iş kadını olayım hem okuyayım hem de hayatımda müzik olsun istiyordum. Ailem de karışmıyordu. İzmir’in bir rahatlığı vardır, açık ufukludur. Oradan gelen bir güven var, 'Git kızım yap!' durumu. Sadece, 'Müzikten para kazanılmaz, eğitim şart' diyorlardı. Ben çok şanslıyım. Avrupa’ya çıkmasaydım, Almanya’ya gitmeseydim de yine inanıyorum ki müzik piyasasında güzel yerlere gelebilecektim. Çünkü altyapım vardı. Müzik ve dans.
Dansa ne zaman merak saldın?
Ta ilkokul birinci sınıfta. Sınavdan önce kalkar tahtaya, 'Hadi dans edelim!' yazardım. Arkadaşlarımı motive edeyim isterdim. Hatice diye bir öğretmenim vardı, adaşım. Benim asıl ismim Hatice, biliyorsundur belki. Onun kızının adı Tuğçe’ydi, Tuğçe de oradan geliyor zaten. Çok fakir olduğumuz için kıyafet alamazdık; öğretmenim alırdı ya da kağıtlardan dikilirdi. Hani krapon kağıtları vardır ya süslemek için.
Ah! Gerçekten mi?
Aynen öyle. Herkesin elbisesi özel dikilirken benimki kağıtlardan yapılırdı ama en güzeli olurdu (gülüyor).
İlham aldığın birileri var mıydı dans konusunda?
Michael Jackson, Paula Abdul en büyük idollerimdendi. O zamanlar dans grupları vardı. İşte Ogün Yıldırım, Hakan Peker, Tolga Han... Onların da etkileri vardı. Profesyonel hayatımda Ogün Yıldırım’ın büyük rolü vardır. Eğitimim genelde Latin müzikleri ağırlıklıydı ama o bana yetmedi. O temellerin üzerine Kuşadası, Bodrum, Çeşme’de yabancıların çok olduğu yerlerde dans ederek piyasaya girdim.
Kaç yaşındaydın bunlar olurken?
16 (gülüyor). Çok iyi para kazanıyordum, aileme büyük destek oluyordum. Bir gün Kuşadası’nda bir düğünde sahneye çıkıp dans ettim. Chaka Khan’ın sevgilisi de oradaymış. Öyle bir program hazırlamıştım ki adam, 'Türkiye’de bu nasıl oluyor?' demiş. Tanıştık, prodüktör arkadaşları olduğunu söyledi, 'Sen çok farklı bir yapıya sahipsin, Almanya’ya gelmek ister misin?' dedi, 'İsterim' dedim. Bir buçuk ay içerisinde Almanya’ya gittim.
Çok hızlı bir değişim ama belli ki sen dünden hazırmışsın.
Aynen öyle. İstiyordum, imkan arıyordum. Ben korkmuyorum. İş kadınlığı, bir şeyleri başarabilmek...
Yönetmek?
Evet. Kendi hayatımı kendi elime alayım, farklı şeyler yaratayım istiyordum. İmkan çıkınca gözüm korkmadan devam ettim.
Almanya’da ne kadar kaldın? 
Dört yıl. Sürekli dans ettim.
Bir de güzellik uzmanlığı eğitimi aldın değil mi?
Evet, Heidelberg Üniversitesi’nde. Gündüz okula gidiyordum, akşamları sahneye çıkıyordum. Dans ediyordum, şarkı söylüyordum.
Orada olmak sana neler kazandırdı?
Almanya’ya gidince öyle bir ufkum açıldı ki... Talent grupları var orada, nereye girsem birinci oluyordum. Prodüktörler ilgileniyorlardı, çok farklı fikirlerim vardı. Hem Avrupai hem Türk, farklı bir stil. Görüntü de farklı. O zaman La Bouche'un falan ortaya yeni çıkacağı zamanlar. Ben prodüksiyondayken onlar da prodüksiyondaydı, aynı anda çıktık. Hem şanslıydım hem de çok atılgan bir karakterim olduğu için hiçbir şeyi yadırgamadım. Hemen Almanca öğrendim. İstemek çok önemli. Benim için mutlu olmak, istemek, sevmek, ‘respect’ yani saygıyla beraber iyi de kötü de olsa her şeyi olduğu gibi kabul edip hayata devam etmek çok önemli. Bu müzik hayatında da çok önemli. Çünkü çok hüsrana uğrarsınız. Hele Avrupa ülkelerinde. Çok kapıdan geri çevrilirsiniz. Ben bunu hiç kabul etmeden devam ettim, bir kapı kapanıyorsa ötekine gittim. Münih, Köln, Nürnberg, Amsterdam, İsviçre, Avrupa’nın bütün ülkelerini vazgeçmeden dolaştım, en sonunda Chaka Khan’ın kullandığı stüdyoların prodüktörüyle anlaştık. İki single hazırladık örnek olarak. İstanbul’a geldik ve ikinci gün Sony Müzik benimle anlaşma imzaladı.
Sonra neler oldu?
Anlaşma yaptıktan sonra bir hafta kaldık Türkiye’de. O zaman Sibel Alaş, Mustafa Sandal benim stüdyomu kullanıyordu Almanya’da. Özlem Tekin’in, Şebnem Ferah’ın çok desteği olmuştur kayıt aşamasında, sözlerde, vokal kaydında. 14 parça hazırlandı, klip için Neredesin’e karar verdik. Burada olmayan bir şeydi, tam bir techno müzik. Çok da farklı bir videoydu, bilirsin.
Bilmez miyim? O klip bir efsaneydi, hala herkesin dilindedir. Hikayesini biraz anlatabilir misin?
Camelot firması çok yeni bir firmaydı, şu anda Avrupa’da bir numara, ilk defa benim video klibimi çektiler. Konsepti beraber konuşmuştuk. Bir bölümü Mannheim’da çekildi, yağmur görüntüsü verecek bir fıskiye programı hazırlandı, ’69 model bir Cadillac vardı, bir de yılanlar tabii (gülüyor).
Asıl annem sever yılanları. Tarlada, çiftlikte yılanı görür, kafasından ve kuyruğundan tutar alırdı. Belgesellerdeki gibi, öyle büyüdük biz.Tuğçe San
Tuğçe San
Tuğçe San ve meşhur yılanlar
Esas merak ettiğim tabii ki o. Sen pek çok kişi tarafından ‘Yılanlı Kadın’ olarak hatırlanıyorsun. O yılanlar nereden çıktı?
Seviyorum dersem şoka girmezsin değil mi? Tabii artık evimde beslemiyorum ama...
‘Artık’ derken? Daha önce besledin mi?
Besledik, besledik. Asıl annem sever yılanları. Tarlada, çiftlikte yılanı görür, kafasından ve kuyruğundan tutar alırdı. Belgesellerdeki gibi, öyle büyüdük biz.
Senin için çok sıradan bir durum, kedi-köpek gibi bir hayvan yani.
Aynen. Annem akrepleri de nasıl tutacağını bilirdi. Yavaş yavaş alıştık. Hayvanları çok severim. Köpeğimiz, kedimiz, kazımız, tavuğumuz, ördeğimiz, tavşanımız, tavus kuşumuz bile vardı. Ben her türlü insana, hayvana, memlekete, renge, dine, kültüre o kadar yakınım ki, fark görmüyorum, eşitliğe çok inanıyorum. Saygım sonsuz. Klipte de, 'Yılanlı bir şey mi yapsak timsahlı mı?' dedim. 'Yılan var, getirebiliriz' dediler.
Bir de onlar bayağı yılan.
Tabii, piton ve boa yılanıydı. Çekim günü yılanlar geldi, ben aldım Melisçim onları böyle bir güzel (gülüyor).
Valla ben ciyak ciyak kaçardım.
Bir de kocaman bir kasada geldi altı tane. Tutmasını da biliyorum, bakıcısı, 'Çok rahatsınız, alışkınsınız herhalde' dedi. Onlar zaten sahneden önce doyuruluyor, o yüzden çok relaxed’diler, uyuyor gibi. Aldım böyle ooh. Ama gün boyunca tabii yırtıldı boynum. Yılanın pulları deriyi yırtıyor. Çekim bittiğinde bütün boynum mordu.
Peki boğma ihtimali var mı Allah korusun?
Tabii, o atmosferde yüksek müzik ve spotlarla risk var ama ben çok rahattım. Karınları toktu, bir de hissediyorlar seni, vücudunun kokusu, sıcaklığı...
Stüdyoya girdim, müzik çalarken direkt mikrofona kahkaha attım ve sonuna da, 'Tuğçe Saaan geliyooorr!' dedim. Hani İngilizce’de ‘in da house’ vardır ya, onun gibi.Tuğçe San
Tuğçe San
Janet Jackson'ın arkasında dans etti
Janet Jackson’ın arkasında da dans etmiştin değil mi?
Evet, Runaway klibinde. Aynı sahneyi de paylaştık.
O bağlantı nasıl kurulmuştu?
Sony Müzik sayesinde. Onların sanatçısı olduğun anda dünya sanatçısı oluyorsun, birbirini koruyor herkes. Ricky Martin’le de o sayede aynı programa çıkmıştım.
'Tuğçe San geliyooorr hahahaha' nereden çıktı?
(Kahkaha atıyor) Ben Türk standartlarının dışında gülerim böyle haaaa diye, hem de kalın gülerim, ağzımı da açarım. Hani Halloween var ya, rahmetli Defne Joy, Defneciğim bana o zaman bir cadı hediye etmişti. Cadının üstüne bastığın zaman da böyle gülüyordu (cadı kahkahası taklidi yapıyor ve o esnada yanımızda irkilen garsona, 'Pardon!' diyor). Dedim ki, 'Ben bunun müziğini yapmak zorundayım.' İkinci albüm hazırlanıyordu. Stüdyoya girdim, müzik çalarken direkt mikrofona kahkaha attım ve sonuna da, 'Tuğçe Saaan geliyooorr!' dedim. Hani İngilizce’de ‘in da house’ vardır ya, onun gibi.
Türkiye’de çok fazla bir şey kazanamadım. Avrupa’da öyle değildi, o yüzden oradan ayrılmadım hiç. O yıllarda Türkiye’deki çalışma sistemi çok bozuktu. Ben Almanya’da, Avrupa’da alışmışım, her şey çok düzenlidir, sahneye çıkmadan önce paran hesabına yatar, belirli bir standartın vardır.Tuğçe San
Şu anda seni özleyen, tekrar görmek isteyen o kadar çok kişi var ki. Bu özlemi nasıl gidermeyi düşünüyorsun?
Ben aslında artık kendime çok kızıyorum fakat o dönemde Türkiye’den çok sıkılmıştım. Ama Türkiyem’den değil, piyasadan. Benim müziğim şimdi daha iyi anlaşılırdı. O yıllarda kitlem çok iyi anladı ama onun dışına çıkamadım. Bazı şeyler için çok erkendi ama yine de çok büyük bir popülarite yaşandı. Farklıydı, yapılmamış bir şeydi. Olmayan bir şey yapmak istedim, karakterim de zaten olmayan şeyleri yaratmak ve tek olmak. Fakat biraz hüsrana uğradım kazanç yönünden. Türkiye’de çok fazla bir şey kazanamadım. Avrupa’da öyle değildi, o yüzden oradan ayrılmadım hiç. O yıllarda Türkiye’deki çalışma sistemi çok bozuktu. Ben Almanya’da, Avrupa’da alışmışım, her şey çok düzenlidir, sahneye çıkmadan önce paran hesabına yatar, belirli bir standartın vardır. Burada paramı alamıyordum, sahnemde eksiklerim vardı. Mesela sahnenin sonunda oturup patronla yemek yemek gibi şeylere çok karşıydım. İmajım aşırı derecede seksiydi, büstiyerler, şortlar, göze batıyordu. Ben çok rahattım ama belki de o çevre farklı görüyordu. İki-üç yıl boyunca hem para kazanamamak hem işverenlerin sanatçıya olan saygısızlığı, tavırları... Bunlardan çok sıkıldım. Evlilik hayatını tercih ettim.
Tuğçe San şimdi nerede, ne yapıyor?
Yıllardır Amerika'da yaşıyor
Michael Jordan’ın kuzeniyle evlenmişsin. Nasıl tanıştınız?
Almanya’da askerdi. Amerika’nın çok prestijli okullarından West Point’ten mezun olmuş. Ben de o yıllarda normal bir yerde oturup rahat yemek yiyemiyorum. Bir gün dansçı arkadaşlarım, 'Amerikan kışlasına gidelim, orada güzel yemekler yiyip dans ederiz, kimse seni rahatsız etmez, gazeteci yok' dedi. Orada tanıştık. Boylu poslu, yakışıklı, melez bir adam. İki yıl boyunca birlikteydik. Sonra o Amerika’ya geri döndü, ben müzik kariyerime devam ettim Almanya’da ama çok aşık olmuştum, deliler gibi. Tekrar Almanya’ya geldi ve evlenme teklif etti.
Ve Amerika macerası başladı.
Aynen. Karayip Adaları’nda evlendik. Almanya’ya dönüp müziği bitirmek istediğimi söyledim Sony’ye. Herkes isyandaydı tabii. 'Niye evleniyorsun bu kadar güzel bir kariyerin başındayken?' dediler.
Kaç yaşındaydın?
24-25. Kariyerimin en yüksek, en uçlarındayım, yabancı ve siyahi bir adamla evlilik yapmak istiyorum. Ama umurumda değildi, her zaman canım ne isterse onu yapan biri oldum. Kararımı verdim. Piyasadan da sıkılmışım, aile kurmak istedim. Dört kardeşim var, büyük bir aileden geliyorum. Evlendikten bir sene sonra kızıma hamile kaldım. Şade şimdi 18 yaşında, tıp fakültesini kazandı. Oğlum Atakan da 13 yaşında. Yakın zamanda eşimle ayrıldık ama evlilik hayatım o yıllarda çok iyi gitti.
Atlanta’ya mı yerleştiniz?
Önce Detroit’e. Master’ını yaptı eşim orada. Sonra büyük bir firmanın Atlanta genel müdürlüğünü aldı ve oraya taşındık.
Basket oynuyor muydu?
Amerikan futbolu oynuyordu.
Michael Jordan’la bir araya geliyor muydunuz?
Tabii geliyorduk. Thanksgiving, Noel’lerde ara ara bir araya geliniyordu. Basketbol kortlarında oyun oynardı eşimle, çocuklarımla...
Şu anda Atlanta’daki hayatın nasıl? Yani biz seni ararken sen neler yapıyordun?
Ben de sizi arıyordum aslında (gülüyor). Çocuklar olduktan, güzellik salonumu açtıktan sonra müzik hayatımı ve sahneleri o kadar özledim ki. Hep eksikti hayatım. Ne kadar mutlu olsam da, çocuklarım olsa da, iş kadını olsam da, iyi para kazansam da bir yanım hep eksikti.
Orada çıkıyor muydun sahneye?
Türk festivalleri olduğu zaman çıkardık. Ünlü sanatçılar geldiğinde onlarla aynı sahneyi paylaştım. Ama büyük program yapmadım. Her şeyin ucunu bıraktıktan sonra da o köz yavaş yavaş söndü bitti. Evlilik, iş hayatı, çocuklarımın eğitimi, sporu, özel hayatı derken ritim çok değişti. Dönemiyorsun da. Ne zaman dönmek istesem çok büyük yatırımlar gerekti. Türkiye’deki sistemi araştırdığımda yine aynı, değişen bir şey yok, kendi paranla yapacaksın. Prodüktör yine büyük bir ödeme yapmıyor. Ben böyle şeylere alışkın değilim. Bende hala bir Avrupa, Amerika mantalitesi var. Beni istiyorsan yatırımımı yapacaksın. Şu döneme uygun o kadar çok fikrim var ki. Ama kendi yatırımımla yapmak istemiyorum, çok iyi yaşıyorum, riske girmek istemiyorum. O yüzden de piyasaya çıkmadım. '90’lı yıllarda çıkardığım albümün daha iyisini yapamayacaksam da çıkmayacağım.
Çocukların nasıl bakıyor senin müzik kariyerine?
Gurur duyuyorlar. Şarkılarımla büyüdüler. Kızım şarkılarımı söyler, oğlum YouTube’dan şarkılarımı açar, arkadaşlarına dinletir.
Son olarak şunu sormak istiyorum, şu anda senin kariyerinin başladığı yerde, Alsancak’tayız. Buradan küçük bir kız olarak çıktın ve dünyaya açıldın. Geçmişini anlattın, görkemli detaylardan bahsettin. Şimdi burada otururken ne hissediyorsun?
(Gülüyor ve gözleri doluyor) Ağlayacağım. Çok güzel bir soru. Çok güzel şeyler hissediyorum. Demek ki ne olursa olsun güçlü ve başarılı kadına çok önem veriyorum. Başarmak, nereden gelirsen gel istemek, arzu etmek ve gurur. Ben İzmir’imle gurur duyuyorum, bana bu imkanı verdi. İzmir özgürlük demek benim için, demokrasi, imkan, mutluluk. İzmir özgüvenim benim.